Bugün yaşanan mesele aslı itibariyle rejimden yana yaşanan kaygılar kaynaklı değildir. Rejimden yana taşındığı söylenen kaygılar, aslında sadece işin esasına giydirilmiş bir kostümden ibarettir. Mesele, Anadolu insanının "ben de varım" demesi karşısında, uzun yıllardır güçlü olmanın kibir ve sarhoşuğuyla yerinde saymış ve fosilleşmiş hegemonya sahiplerinin perde arkası iktidarlarını kaybetmeleri karşısındaki kin ve haset dolu son çırpınışlarından ibarettir.
Abdullah Gül, koyun gibi güdülmesi, kafasını kaldırdıkça sopalanması ve üstelik her daim sadakatle süt vermesi ezberlere işlenmiş, köyündeki merasındakinden gayri bütün dünya oyunlarından dışsallanmış bir milletin "bu dünya oyunlarında ben de varım" diyen sesinin, en liyakatli ve "Anadolu Beyefendisi" bir temsilcisidir. Onun şahsında mağlub edilmek istenen, artık kitlesel hamasiliklerin körlüklerinden sıyrılarak varlık mücadelesini ilme, gelişmeye ve yenilenmeye dayandırmayı başarmış, bireyin olgunlaşmasına odaklı bir toplumsal dirilişin ta kendisidir.
Demokrasi düşmanlarının çabaları beyhudedir, çünkü dedemim Menderes için yapmadığını, (kendilerine oy vermemiş olmama rağmen) Erdoğan ve Gül için yapmaya fazlasıyla hazırım. Zorba dinazorların çabaları beyhudedir, zira merhum ve muhterem dedeciğim ve ağabeyi okuma yazmayı sonradan öğrenmiş birer köylüydüler ama onlarla müftehir ben, en iyi yetişmiş tarafından bir bilgisayar mühendisiyim. Abimse akşama kadar ameliyethaneden çıkamayan neşter cambazı, usta bir cerrah...
Aklında ve dilinde bir kaç klişeden başka bir varlığı kalmamış, kalbi habis nefret urlarıyla çürümüş "klişe ruhlar", bu neslin dedelerine yapageldiklerini artık yapamayacaklar!
dedelerinize ne yapıldığını sanıyorsunuz bilmiyorum ama, dedelerinizin dünyayı nasıl algıladığını bilmediğnize eminim. bu yüzden, türkiye'yi bir de anadolu insanı olanlar ve olmayanlar diye bölmeyin... birilerini anadolu insanı diye adlandırıyorsanız, başkalarını da başka türde adlandırıyorsunuz demektir. ama adını koymamışsınız, dahası ne anadolu insanını tanımlamışsınız, ne de karşısında olduklarını söylediklerinizi.... kısaca talihsiz bir yazı olmuş...:(
Cumhuriyet, insan haklarının kullanılması için çağdaşlığın ilerisinde evrensel bir doğru devlet kuruluş ve yönetim biçimidir.Cumhuriyet'in doğru işlemesi ve bireylerin cumhurun onurlu ferdi olduğunu anlayıp fark etmesi için Atatürk'ün ilke ve inkilapları ile bütünleştirmek gerekir. Kula kul olmayı da önleyip vatandaşlar arasında eşit hak ve sorumluluklar sahibi olan onurlu insanlar, kimlik sahibi olur.Cumhuriyet te devlet her ferde eşit mesafededir.DEvlet fertlerin bütününün temsilcisidir. Eğer siz Atatürk ilkeleri ve cumhuriyetin temel değerlerinde erozyon oluşturacak dejenerasyon eylemlerine yumuşak davranırsanız kula kul olma işleyişi başlar. Fertler kanundan doğan vatandaşlık haklarından faydalanmak için devreye başkalarını koymaya başlarlar.Muhtelif sivil topluluk ve oluşumlar.Bunlar bazan siyasi bazan mistik bazanda nüfuzlu olduğu söylenen ekabirler. Medeni ve kanuni haklara kavuşmak için birnevi hedefe müracaat değil şirke boyun eğme ortaya çıkar. Bu islamiyette ki kul ile Allah arasına girmeye çalışan nefis düşkünleri gibidir.Kula kul olmamak için islamiyetle en yakın çağdaş rejim demokratik cumhuriyet sanıyorum.Cumhuriyetin anayasadaki temel ilkeleri ile birlikte korunursa.
demokrasi savunulunca tarafsız olarak herkessin demokrasi ye samimi olarak inanması ve uygulaması gerekir. bunun en basit göstergesi siyasi partiler ve seçim kanununun düzeltilmesi ile olur. lafla peynir gemisi yürümez .samimi olarak demokrasi isteyen yok bu isimden korkuyorlar. bu kelimenin anlamını millet bilmesin istiyorlar. menderes bile demir kırat olarak lanse etmiştir bu vatandaşa asıl anlamını kapatmak için.siz hiç demokrasi adının kullanıldığı, meydan, cadde,okul ismi gördünüzmü . isimden ve anlaşılmasından korkuyorlar millete güvenmiyorlar.siyasi partileri liderler bir ele geçirdilermi ,demokrasi akla gelmiyor.inanç oarakta etik olarakta samimi olan varmı
gül anadolu insanıda ben değilmiyim, bundan öncekiler değilmiydi. hepimiz anadolu insanıyız ve allaha şükür ki bu sorunu bi tek kendi aramızda tartışabiliyoruz(umarım öledir yani).
burada sorun gülün sanki anadolu insanıymış gibi gözükmesi, ama akpnin içine bakıldığında aslında anadolu insanın dini duygularının sömürülmeye çalışıldığını görüyoruz. anayasa mahkemesininde verdiği kararda bu adamın anadolu insanı olması değil laikliğe yönelik tehtidin artmasıdır.
demokrasinin önemli unsurlarından biride laikliktir. şöle düşünelim, din dogmatik kurallara sahiptir, her din böledir, sanırım kimsenin buna itarızı olmaz(dogmatik değişmez tartışılmaz demektir). şimdi öle bir demokrasi ki, düşüncenizi beyan edemiyor başkasının düşüncesini tartışamıyor veya değiştiremiyorsunuz. böle demokrasi olabilir mi? işte sorun bu tehtit burda laikliğin demokrasi için önemi burda özgür tartışma ortamı önemli olan.
oysa gün anaodolu insanı mı evet, bende anadolu insanıyım sizde, bundan öncekilerde öleydi, umarım bundan sonrakilerde öle olur.
sevgili kardeşim yorumuna aynen katılıyorum.Anadolu insanının nitelikli evlatlar yetiştirerek mukadderatına sahip çıkabileğini de çok güzel anlatmışsın.Sevgiler
Anayasa mahkemesinin verdiği karardan sonra CHP kanadı sözüm ona savaştan bir zafer kazanmış edasıyla indi basının karşısına. Halbuki CHP'nin demokrasinin en mücadeleci neferi olduğunu sanıyorduk ancak onun Atatürk zamanından yaşanan CHP olduğunu anladık. İnsanlardan ne zaman Anadolu insanının düşünemediği, birşey yaratamadığı kanısı ortadan kalkacak merak ediyorum. Rejim tehlikede derken hergün demokrasiye ve rejime vurulan baltalar ne kadar iç acısı, acınası bir durum sergiliyorum. Tabi durum böyle olunca da biz gençlere meydana inmekten ziyade çalışıp şu darbe meraklılarını ordan indirmek düşüyor. Bunu yapacak Türk genci de mevcut zaten....
İnadına demokrasi...