Son günlerde dünya piyasalarında yaşanan ciddi dalgalanmalarla birlikte hiç de tahmin edilemeyen bir noktaya gelindi. Dolar bir anda 1.3 ytlden 1.5 ytl seviyelerine zıpladı. Borsa 45 binden 35 bine kadar devam eden şok bir düşüş yaşadı. Bu düzeltmeyi bekliyorduk. Gelişmekte olan piyasalara son yıllarda akan likit fonların yön değiştirmesinin sonucundan başka birşey değildi bu. Ancak Türkiye bu türbülanstan diğer gelişmekte olan piyasalara göre oldukça fazla etkilendi. Geçen haftaki yazımızda bunun nedenlerine değinmiştik. Cari açık ve enflasyon gibi verilerin beklenenden çok daha olumsuz değerlere gelmiş olması bu aşırı tepkinin en önemli sebeplerindendi. Bununla birlikte ortaya çıkan siyasi istikrarsızlık ve gergin ortamın da gelişmelere katkısı büyük oldu. IMF ile imzalanan yeni gözden geçirmeler ve bununla birlikte yeni önlemlerin alınacak olması bile ilk anda piyasaları yatıştıramadı. Daha sonrasında dünya piyasalarında yaşanan ciddi düşüşlerin yerini durgunluğa bırakması ve hafif geri dönüşün başlaması bizim piyasamızı da rahatlattı.
Böyle bir ortamda Merkez Bankası politikaları çok önemlidir. Bağımsızlık Merkez Bankasının politik kararlarının etkili olması için asla vazgeçemeyeceği bir özelliğidir. İlk aldığı faiz kararıyla kamuoyunda ciddi soru işaretlerinin hedefi olan Merkez Bankası son dalgalanmada çok başarılı bir sınav verdi. Buna karşılık ekonomi yönetimi piyasayı yatıştırmaya yönelik yaptığı açıklamalarla Merkez Bankası görevini üstlenmiş gibiydi. Sayın Babacan`ın basın toplantısında Merkez Bankası`nı ilgilendiren konulara doğrudan Başkanı es geçerek cevap vermesi ve Sayın Erdoğan`ın da kur politikaları üzerine açıklamalar yapması yenilir yutulur cinsten değildi. Neyse ki Merkez Bankası burada gerekli açıklamayı yaptı da biraz olsun piyasaları rahatlattı. Bu tür açıklamalar 4 senedir başarıyla uygulanan politikaları bir anda çöpe attırabilecek açıklamalardır. Merkez Bankası Başkanı`nı pasif bir emir kulu haline düşürmeyi en az isteyecek hükümettir. Bu konuda çok dikkatli olmalılar.
Sayın DurmuşYılmaz`ın yaptığı açıklama bir an olsun rahatlatsa da Para Politikası Kurulu toplantısını çok önemli hale getirdi. Zira sözlerin ve politikaların fiile dönüşeceği yer orasıydı. Yerel paradaki ciddi değer kaybı ve yüksek çıkan nisan enflasyonu, “Faiz artırılır mı?”, “Kurlara müdahale gelir mi?” sorularını da ciddi olarak gündeme taşıdı. Sadece bunlar da değil aynı zamanda 5% enflasyon hedefi de sorgulanmaya başladı. Böyle bir durumda her iki konuda da verilecek acele karar daha sonrası için önemli bir belirsizlik kaynağı olurdu.
Enflasyon hedefinden başlayalım. Bir Merkez Bankası`nın kredibilitesini yitirmek için yapacağı en kolay iş hedefleriyle oynamaktır. Bu değişimi piyasa aldatılma olarak algılar ve aynı şekilde kendi tahminlerini daha agresif olarak değiştirir. Zincirleme bir reaksiyon şeklinde gerşekleşen bu bekleyişlerin satın alınması operasyonu daha büyük bir bela olarak karşısına gelir ki hedef tutturmak imkansız hale gelir. Zaman uyuşmazlıklarını inceleyen ekonomistler bu zincirleme reaksiyonların dengeyi bozucu etkisini şüpheye mahal birakmayacak netlikte göstermişlerdir.
Diğer taraftan tahminlerin şaşması ve bununla birlikte ortaya çıkan etkilerin kalıcı olup olmadığının değerlendirilmesi ve buna göre gerekli tedbirlerin alınması da gereklidir. Bu noktada da bekleyişlerin iyi yönetilmesi gerekiyor. Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısı ardından yayınlanan basın bildirisi bu konuda da yönetime tam destek vermemizi gerektiren bir belge niteliğindedir. Zira sürpriz gelen enflasyonun sebeplerine vurgu yapılarak tahminlerin neden tutmadığı anlatılmış ve şokların kalıcı etkisini inceleyip gerekli tedbirlerin alınacağı belirtilmiştir. Bununla birlikte faiz indirimlerinin artık yakın gelecekte olmayacağı da bu belgeden çıkarılan bir başka sonuç...
|