Artık büyük düşünmek zorundayız. Sınırlara perde çekmek kendi vatanını hapishane haline getirmekten başka işe yaramıyor. Her ülke kendi stratejik vizyonunu belirleyip gerekli adımları global düşüncelerle atmadığı taktirde geleceğin dünyasında marjinal hale gelmeyi baştan kabullenmiş oluyor.
Bu sürecin getirdiği pek çok artıyı hep beraber tenefüs ediyor ve mutluluğunu yaşıyoruz. Ülkemize gelen yabancı yatırımcılar sayesinde ekonomi biraz olsun nefes alıyor. Yapılan yatırımlar insanlara iş imkanları sağlıyor. Dünyanın bir ucunda üretilen bir ürün sayesinde bütçemiz açık vermekten kurtuluyor. Küreselleşen dünyadan gelen fonlar sayesinde başımızı sokacak bir evimiz oluyor.
Ancak bu sürecin dezavantajlarına da yine aynı şekilde katlanmak durumundayız. Amerikan Merkez Bankası`nın faiz artırımları binlerce kilometre ötedeki Türkiye`yi etkiliyor. Çin`in ucuz işgücü sayesinde ürettiği tekstil ürünleri ülkemizdeki üreticilerin kabusu oluyor. Parasını Türkiye`ye yatırmaktan vazgeçen yatırımcılar ne kadar büyük de olsa bir Türk bankasının sonu olabiliyor.
Kısaca artısıyla eksisiyle küreselleşen bir dünyada yaşıyoruz. Bu dünya gerçeklerini iyi anlamak ve bunun gerekliliklerini yerine getirmek durumundayız. Bu küreselleşme sadece hayat tarzımızı değil yönetim anlayışımızı ve ekonomiye bakışımızı da değiştiriyor. Dünyadaki trendleri arkamıza aldığımızda kullandığımız politikalar çok başarılı olduğu gibi akıntıya karşı kürek çektiğimizde de oldukça zorlanabiliyoruz. Üç yıllık enflasyonla mücadele politikalarımız zannederim bu konuda beni doğrulamaya yetecektir. Uluslararası likidite bolluğunun etkisiyle umduğumuzdan daha büyük başarılara imza atarken son aylarda çok daha sıkı bir disiplin uygulamamıza rağmen o kadar başarılı olamıyoruz. Bunları küreselleşmenin cilveleri olarak algılayabilir miyiz acaba...
İki Avrupa Merkez Bankası ekonomistinin (Matteo Ciccarelli ve Benoit Mojon) yaptığı ilginç bir çalışmadan söz açarak bu konuya biraz katkı yapmaya çalışalım. 22 OECD ekonomisinin son 45 yıllık enflasyon verileri kullanılarak elde edilen sonuçlar enflasyonun artık global bir olgu olduğunu gösteriyor. Ülkelerin enflasyon oranlarındaki dalgalanmaların yaklaşık üçte ikisi global etkilerden kaynaklanıyor. Geri kalan üçte birlik kısmı ise ülkelerin kendilerine has özelliklerinden ve ekonomiyi etkileyen şoklardan kaynaklanıyor. Peki global enflasyonun sebeplerine eğildiğimizde karşımıza hiç de sürpriz olmayan sonuçlar çıkıyor. Global enflasyonun en önemli sebepleri arasında ülke merkez bankalarının para arzları (likidite) ve gayri safi yurt içi hasıladaki artışlar geliyor. Bu ikisi dışında ücret politikaları ve petrol ve hammadde fiyatlarının da hatırı sayılır bir etkisi var global enflasyona.
Bu durumda enflasyonla mücadele etmede kullanılacak en önemli araçlardan birisi likiditenin kontrol altına alınması gerektiği açık. 1980 li yıllara kadar devam eden enflasyon ortamı bu tür politikaların katkısıyla yenilmiş ve sonrasında da yine bu araçların sayesinde uzun yıllar düşük enflasyonlu bir ortam oluşturulabilmişti. Son türbülansta Türk Merkez Bankası`nın tekrar hatırladığı bir araç oldu. İlk etkisi de gayet ümit vericiydi. Bununla birlikte döviz kurlarıyla oynamaya çalışmak ateşle oynamaktan farksız. Bu konuda da oldukça dikkatli ve ani hareketler olmaması gerekiyor. Bununla birlikte küresel gelişmelerin de dikkatle izlenerek gerekli tedbirlerin alınması ve akıntıya karşı kürek çekilmemesi olmazsa olmaz şartlardan. Ortadoğu`daki gergin ortam ve Japon Merkez Bankası`nın faiz artışlarına katılması uluslararası piyasaları yine gereceğe benzer...
|