Ekonomist

10/9/2009 - Aslinda Turkiye Buyuyor!!!

Bugün Türkiye’de büyüme rakamları açıklandı. Beklendiği gibi yine hayli ciddi bir negatif büyüme oranı var. Bu yılın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7’lik bir reel küçülme var. Cari fiyatlarla GSYH 228 milyar 817 milyon lira olarak gerçekleşti. Türkiye hala büyük bir hızla küçülmeye devam ediyor. Buna karşın daha az bir zaman önce ABD, Japonya, Almanya ve Fransa da sürpriz büyüme rakamları açıklanmıştı. Birkaç yazıda gözüme çarpan değerlendirmeler oldu.  Büyümede geri kalıyoruz şeklinde. Ancak bunlar gerçekleri yansıtmıyor. Orhan Karaca tarafından yazılan bir yazıdan yola çıkarak bunun gerçekleri neden yansıtmadığını kısaca açıklayalım.

Büyüme oranı olarak açıklanan oranların hesaplama biçimleri farklılıklar içerir. Örneğin Türkiye’nin de içinde yer aldığı gelişmekte olan ülkelerde büyüme oranı bir önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırılarak hesaplanır. Bunun sebebi de çok basit. Mevsimsellik önemli bir etkendir. Kış aylarında ekonomi nispeten yavaşken yaz ve bahar aylarında hareketlenmeler görülür. Bu mevsimsellik bize anlamsız sonuçlar verecektir. Bu nedenle karşılaştırma bir önceki yılın aynı dönemiyle yapılır. Gelişmiş ülkelerde ise genellikle belli ekonometrik teknikler kullanılarak mevsimsellikten arındırma teknikleri uygulanır ve veriler bir önceki çeyrekle karşılaştırılır. ABD’de ise çok daha farklı bir uygulamayla açıklanan veriler bir de yıllık hale getirilir ve öyle açıklanır.

Kısaca ilk paragraftaki değerlendirme aslında elmalarla armutları karşılaştırmak anlamına geliyor. Ya bizim veriler de Avrupa ve ABD gibi hesaplanmalı ya da onların verileri bizimki gibi hesaplanarak değerlendirme yapılmalıdır. Çok basit bir örneği Almanya istatistik enstitüsü web sayfasında yayınladığı için oradan alarak kullanalım. Almanya da ikinci çeyrek büyümesi bizim hesapladığımız gibi yani bir önceki yılın aynı dönemine göre değişim olarak hesaplanırsa yüzde -7.1 olarak görünüyor. Bu küçülme 2009’un ilk çeyreğinde ise -6.4 olarak gerçekleşmiş. Kısaca Almanca ikinci çeyrekte ilk çeyrekten daha büyük oranda küçülmüş. Hatta bu oran Türkiye’den daha büyük bir küçülmeyi anlatıyor. Bunu diğer ülkeler için de aynı şekilde hesaplayarak benzer sonuçlara varabiliriz. Aynı şekilde Türkiye’nin büyüme hesaplamaları bu ülkelerdeki yönteme gere değerlendirildiğinde aslında bizde de büyüme olduğu görülebilir. 

Dolayısıyla verilerin bir ortak paydada toplanması aslında gösterilmeye çalışılan resmin biraz daha farklı olduğunu söylüyor bize. Şimdi buradan birkaç sonuç çıkarmaya çalışalım.

Türkiye de aslında işler o kadar da kötü gitmiyor. Merkez Bankası bu küçülme trendinin son çeyrekte kırılacağını ve büyümeye başlayacağımızı tahmin ediyor. Buna bağlı olarak da faizleri düşürme politikasına yıl sonuna kadar devam edeceğini açıklıyor. Ancak hesaplama yöntemi ve gelişmekte olan ülkelerdeki faiz politikaları bu konudan o kadar da emin olmayın işaretleri vermeye başladı. İsrail Merkez Bankası geçen hafta içinde faizleri artırmaya başladı. Oldukça sürpriz gibi görülse de büyüme işaretlerinin orada da görüldüğü anlaşılıyor. Gelişmiş ülkelerdeki yönteme geri döndüğümüzde aslında bizde de beklenenden önce bir hareketlenme olduğu göze çarpıyor. Sanayi üretim rakamlarından da bunu çıkarmak mümkün. Bu durumda uzun zamandır yavaşlama dolayısıyla kendini fiyat artırmamaya mecbur hisseden sektörler hareketlenmeyle birlikte artışlara başladığında enflasyon tehlikesi tekrar baş gösterecek ve bu da bizi politikaları yeniden gözden geçirmeye zorlayacaktır.

IMF ve ABD Merkez Bankası Başkanı Bernanke üşüncü çeyrekte pozitif büyümeye geçildiğinin sinyallerinin alındığını belirtiyor. Dünya ekonomileri için bu çok iyi bir haber. Beklenen resesyon 1920’lerde gerçekleşen büyük depresyona benzemeden uygulanan genişlemeci politikalarla önlenmiş görünüyor.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta var. Krizin bitişiyle emtia fiyatlarında ve dolayısıyla enflasyonda ciddi bir yukarı hareket bekleniyor. En önemşi sebebi de uygulanan genişlemeci politikalar nedeniyle para tabanının özellikle gelişmiş ülkelerde astronomik denebilecek seviyelere çıkmış olması. Bu para da enflasyonu körükleyici bir rol oynayacaktır talep artmaya başladığında. Aynı talep artışı emtia fiyatlarını da artıracak ve burada bir kısır döngü oluşabilecektir. İşte böyle bir ortamda asıl kritik olan enflasyon ve emtia fiyatlarının kontrol altında tutulup yeni bir resesyon dalgasına neden olup olmayacağı asıl soru işaretidir. Bu konuda bu hafta Greenspan ve Roubini tarafından yapılan değerlendirmeler hayli dikkat çekicidir.
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

14/2/2007 - Reel Faiz Meselesi

 

Turkiye`de reel faiz meselesi artik kabak tadi vermeye basladi. O kadar ki reel faizler yuzde 15`lerde dolasiyor diyen dostlar yabancilari bile inandirdi. Artik hicbir veriye bakmadan ayni soylemi kullanir oldular. Bir deli kuyuya tas atmis kirk akilli cikaramamiz hesabi. O zaman gelin reel faizlerin degerine birlikte bir bakalim. Dun ugrastim bu grafikleri cizdim. Bugun heyecanla Business Economics derslerini anlattim eve dondum yazimi yazacaktim ki bir baktim bizim Ekonomix gene bizden once davranmis. Kardesim az sabret, O kadar grafik hazirladik. Neyse saka bir yana devam edelim.


Yandaki grafik haziran 2002`den beri Turkiye`de reel faizlerin nasil seyrettigini gosterir bir grafik. Nasil cizilir?

Hazine`nin sayfasina gidilir. Oradan her ay duzenlenen hazine ihalelerinde olusan yillik bilesik faizlerin miktar bazli agirlikli ortalamasi alinir. Bu ortalama her ay icin tekrar hesaplanir. Ardindan yine ayni sayfada aylik bazda yillik tuketici fiyatlari ve uretici fiyatlari degisimi dosyalari da indirilir. Kafaniz karisti degil mi? Karissin diye boyle yazdim. Cozmesi biraz zaman alsin. Ardindan sira geldi reel faizleri hesaplamaya.
reel yillik faiz = nominal yillik faiz - yillik tufe
reel yillik faiz = nominal yillik faiz - yillik ufe
Yukaridaki verilerden anlasilacagi uzere elimizde yillik reel faiz verileri olustu. Yanliz bu verilerden her ay icin elimizde bir tane var. Bunun grafigi de yanda. Isi cok olup atmasyon yazi yazacaklar en azindan buna baksinlar. Tufe bazli hesaplanan reel faiz siyah , Ufe bazli hesaplanan reel faiz de kirmizi ile cizildi. Mayis 2006`ya kadar olumlu sayilacak bir dusus var. Turbulans sonrasinda yuzde 10`un komsulugunda hareket eden bir reel faiz izliyoruz. Bir de ayni reel faizlerde 90 yilindan beri nasil bir hareket var ona bakacagiz. Az sonra
Gelelim yanlislara
tahmini reel faiz = tahmini yillik nominal faiz - yillik beklenen enflasyon
Tamam anladik. Gelecege yonelik tahmin yapacaksin. Bu formulasyonu yazdigina gore bu oyle.
Yalan 1: Ama kardesim tahmini yillik nominal faizi yilbasindaki faiz olarak aliyorsun. Hani yuzde 20`lerde dolasiyor ya onu. Peki enflasyon duserken bu faiz oranlari dusmeyecek mi? Ocak ta hemen iki puan dusuverince sen hesaplamalarinda nasil bir degisiklik yaptin?
Yalan 2: Tahmini enflasyon rakamini da Merkez Bankasi`nin enflasyon hedefine esitliyorsun. Yuzde 4 ya hani. Oldu mu yuzde 16 reel faiz. Tabii Brezilya`dan fazla reel faizi bulmus oldun. Tebrikler. Gupegunduz kandiriyorsun bizi. Oncelikle yuzde 4 hedefinin tutacagina Merkez Bankasi inanmiyor sen inaniyor numarasi yapiyorsun bu bir. Ikincisi de sen zaten yazilarinda bu orani yuzde 8-9`lar civarinda olacagini bekliyorsun. O zaman bu ne perhiz bu ne lahana tursusu.
Neyse bu konuda daha yazacagiz gibi. Simdilik sonuc neymis. Turkiyede reel faizler gecen sene yillik bazda yuzde 5lere kadar dusmus. Bu Turkiye icin inanilmaz rakamlar. O kadar yuksek risk primi varken pekcok gelismis ulke kagitlarindan daha dusuk bir seviyeye tekabul ediyordu bu. Mayis turbulansindan sonra yuzde 10 civarlarinda seyrediyor.
Uzun vadeli reel faiz gelisimini de bir sonraki yazida bakalim da nereden nereye gidildigi iyice anlasilsin. Ondan sonra bakacagimiz veri ise reel faizlerin yanina dolar ve euro`daki yillik degisimleri katalim. Sonra da neden yabanci para yagdiriyor Turkiye`ye sorusunu sorariz.
3 YorumYorum yaz!Bağlantı

12/2/2007 - Alisveris Merkezleri Daha da Artacak

Alisveris Merkezi sayisi son yillarda Turkiye`de gozle gorulur bir sekilde artti. Diger ulkelerle karsilastirdigimizda henuz daha alacak cok yolumuzun oldugu goruluyor. Siz ne dersiniz? Grafik her 1000 kisiye kac m2 alisveris merkezi dustugunu karsilastirmali olarak gosteren bir tablo.

 

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

24/1/2007 - Türkiye Tekstilden Kurtulmak Zorundadır!

Yazılarımıza uzunca bir süre ara verdik. Bu süreçte Amerika içi ve yurt dışı gezilerimizin etkisi büyük. Okuyucularımızdan bu uzun ara için özür dilerim. Tekrar eski tempomuza dönebilmek arzusundayız. Bunu zaman gösterecek. Bugün son dönemde kimsenin anlamaya çalışmak istemediği bir konu üzerinde durmaya çalışalım.

 

Türkiye önümüzdeki 10 yıllık süreç içinde tekstil üretim merkezlerini Türkiye dışına taşımak zorundadır. Aydın Ayaydın’ın yalancısıyım. Bir tekstil işçisinin çalıştığı şirkete maliyeti 700 dolar Türkiye’de. Dış Ticaret Bakanı Mısır’a bir ziyaret yapıyor. Bu ziyaret sırasında Mısırlı bakan diyor ki. Arsa bedava, vergi yok istediğiniz yeri serbest bölge yapayım vs.. vs.. Şimdi bu  ülkedeki işçi maliyeti bu şartlar altında 100 dolar. Bunu gören Türk üreticisi Türkiye’de nasıl üretim yapsın? Dikkat edin Çin gerçeğinden ve oradaki maliyetlerden hiç söz etmedim. Buradaki rakamları duysanız eminim yukarıdaki 10 yıllık öngörüyü çok daha kısaltırsınız.

 

Pazar günü İstanbul’da Kadıköy sokaklarını arşınlama fırsatım oldu. Girdiğim her mağazada ilk gözüme çarpan fiyat etiketini okuduktan sonra kendimi dışarı zor attım. Basit bir yün kazak üzerindeki fiyat 70 milyon. Çok daha kalitelisini 3 hafta kadar önce Kohl’s mağazasından 18 dolara aldım. Standart kalitede bir kaban ve üzerindeki fiyat 350 milyon. Aynı ürün 75 dolara alınabilir Amerika’da. Tamam Türk tüketicinin uluslararası piyasalardan alışveriş imkanı yok. Ama er ya da geç uluslararası firmalar Türkiye pazarına girecektir. Bu giriş sürecinde de fiyat rekabeti dayanılmaz bir hal alacaktır. İyisi mi yol yakınken Türkiye tekstilde üretim merkezi olmaktan çıkarılmalı ve daha rekabetçi olacağı  piyasalarda yerini almalıdır. Katma değeri yüksek ürünleri üretmeye yol yakınken başlamak zorundadır. Bu durumda Türk tekstilcisini yurtdışına açmaya çalışan İhracatçılar Meclisi’ni ve Dış Ticaret Bakanı’nı alkışlamalıdır. Bu dışa açılım sürecinde etik davranılmayan konular olabilir. Bunlar da söz konusu kişileri yıpratarak değil ayrıntıları iyice incelenerek ve gerekli yerlerle temas kurarak önü alınmalıdır.  Kısaca büyük resimi iyi görmek zorundayız.

 

Bununla birlikte Türkiye belli sektörlerde ciddi bir ivme yakalamıştır. Bu hız yıllar geçtikçe daha da ivme kazanacaktır. Biz bu sektörlerdeki yatırımcıları teşvik etmeli ve bu konulardaki atılımlarla Türkiye üreticisini rekabetçi hale getirmeliyiz. Bunun dışında tekstil gibi sektörlerde üretim yerine pazarlama ve tasarım konularında avantaj elde edebilecek insan gücüne sahipsek ki ben sahip olduğumuza inanıyorum, o zaman bu alanlara yatırım yapmaya ağırlık vermelidir. Markalaşma çabalarını da bu bağlamda ele alabiliriz.

 

Önemli nokta rekabetçi olacağımız sektörlerde üretime devam edeceğiz. Rekabet edemeyeceğimiz katma değeri çok düşük sektörlerde de bir an önce faaliyetlerimizi rekabete devam edebileceğimiz ülkelere taşıyarak bu sorunu çözmeye çalışacağız. Bunun yolu da işadamlarımızı küresel aktörler haline getirmektir. Yoksa devlet bizden vergi almasın, işçiye SSK az ödeyelim vs gibi günü kurtarmaya yönelik çözümler hiçbir fayda sağlamaz bize. Sadece kendi kendimizi bir iki yıl daha avutabiliriz.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

2/11/2006 - Kamu Net Borc Istatistikleri

Yıl 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 Ç1 2006 Ç2
Top. Kamu Net Borç Stoku 71.683 159.521 215.673 250.815 271.839 269.148 264.430 261.774
Top. Kamu Borç Stoku 85.514 189.314 256.811 296.866 331.721 348.439 350.984 367.212
İç Borç 54.152 125.458 154.798 201.319 233.864 257.535 258.811 260.480
Dış Borç 31.362 63.857 102.013 95.547 97.857 90.905 92.174 106.732
Merkez Bn. Net Varlıkları 11.004 22.854 25.375 24.733 27.891 30.793 32.211 44.948
Kamu Mevduatı 2.465 4.757 10.808 12.388 18.674 30.470 35.045 39.689
İşsizlik Sig. Net Varlıkları 362 2.182 4.954 8.929 13.317 18.029 19.299 20.802
GSMH 125.596 176.484 275.032 356.681 428.932 486.401   522.000
Kamu Net Borcu/GSMH 57,1% 90,4% 78,4% 70,3% 63,4% 55,3%   50,1%

3 YorumYorum yaz!Bağlantı

5/10/2006 - İstikrar İçin Vizyona İhtiyacımız Var

Son yazılarımızda Amerika`da beklenen durgunluğu tartışıyoruz. Salı günü FED Başkanı Bernanke, Economic Forum of Washington`un düzenlediği toplantıda yaptığı konuşmada bu beklentileri paylaştığını dile getirdi. Daha da ötesine geçerek  gayrimenkul fiyatlarındaki reel kayıpların ve bu sektördeki durgunluğun önümüzdeki süreçte Amerikan Gayrisafi Yurtiçi Hasılası`nda %1`lik bir azalmaya sebep olmasını beklediklerini açıkça dile getirdi. Bu çok iyimser bir rakam. Daha önce bu konuyu ele aldığımızda büyümeye iki puandan fazla etkisi olabileceğini tartışmıştık. Bunda arz cephesindeki aşırı şişmenin de etkileri var. Otomotiv sektörü konusunda kaleme aldığımız yazıda da yine aynı gayrimenkul sektöründekine benzer gelişmeler olduğundan bahsettik. Petrol fiyatlarının baril fiyatının 60 dolara kadar gerilemesinin yanında emtia fiyatlarının da  önemli ölçüde değer kaybetmesi ile birlikte durgunluk beklentileri bir süre ötelenebilir. Ancak bu gelişmeler henüz resesyon beklentilerini yok edecek kadar etkili değil. Petrol fiyatları örneğin 40 dolar bandına kalıcı olarak yerleşmediği sürece bu durgunluk beklentilerimiz devam eder. Bunun yanısıra önümüzün kış olduğunu da belirtelim.

 

Tabi bu dalgalanmalar en fazla yine Türkiye gibi gelişmekte olan piyasaları etkileyecek. Ekonomiyi dışarıdan gelecek sermaye akışlarını arkasına alarak istikrara götürmeye çalışan bir anlayışımız var. Bunun kötü olduğunu iddia etmek safdillik olur. Ancak bu likit fonların uzun vadeli yatırıma dönüştürülmesi konusunda yeterince adım atabilmiş değiliz. Büyük çaplı yatırımlar hala beklemede. Gayrimenkul sektörüne yapılan ciddi yatırımlarla bu sarmaldan çıkmaya çalışıyoruz. Bu yapının istikrarlı bir kur yapısına  ihtiyacı var. Enflasyon ve faizlerdeki gelişmelere göbekten bağlı bir büyüme bu. Bu durumda en ufak bir dengesizlikte veya geçen hafta bahsettiğimiz dalga oluştuğunda likit kalan bu folar ülkeyi hemen terkedecektir. Bu da yeni bir dalgalanma ve dört yıldır başarılı bir şekilde sürdürülen istikrarlı yapının altına bir kibrit çakmak demek olacaktır.

 

Ülkemizin işadamları kendi ülkesine güvenmiyor. Kelepir fiyatına aldıkları bankaları, fabrikaları bu istikrar sürecinin de katkısıyla belli bir yere getirdikten sonra karı gördükleri anda satmayı tercih ediyorlar. Neden bizim küresel boyutta iş yapabilecek ve bu sayede risklerini dağıtabilecek anlayışa ve vizyona sahip işadamlarımız yok? Bu önemli bir soru olarak kalıyor sahradaki seraba benzeyen satış başarılarının ardından. Türkiye`de yaşanacak bir türbülans bütün şirketleri etkileyecektir. Böyle bir durum küresel yatırımları olmayan, borçluluğu yüksek şirketlerin sonu demektir. Bunları hepimiz biliyoruz. İşte bu durumda sağ kalabilecek ve çok daha güçlü devam edebilecek şirketler ancak küresel ekonominn gerçeklerini anlamış ve yatırımlarını çeşitlendirebilen şirketler olacaktır.  İşte bundan korkan işadamlarımız yatırımlarının risklerini dağıtmak yerine karı götürüp sektörden çıkmayı yeğliyor. Bu da şimdilik ülkemizde sermaye birikiminin önündeki en büyük engel. Komşumuz 10 milyonluk Yunanistan bizim en büyük üç bankamızdan daha büyük bir bankaya sahip örneğin. Bu tür örnekleri fazlasıyla çoğaltabiliriz. Uzun vadeli düşünebilen dünya gerçeklerine ayak uydurabilen şirketlere ihtiyacımız var.

 

Bununla birlikte ekonomik istikrarın en önemli şartı olmazsa olmaz diyebileceğimiz siyasi istikrardır. Siyasi istikrar ve güven ortamının sağlanmadığı bir ortamda iş yapmak çok zordur. İşte Türkiye`nin bir şanssızlığı da burada. Cumhurbaşkanlığı gibi çok kritik bir makam icin seçim sürecine giriliyor. Bu süreç çok sıkıntılı olacağı daha en başından belli. Emareleri de görünmüyor değil. Biz gergin yaşamayı seven bir toplumuz. Fertler olarak kendi doğrularımız uğrunda herşeyi feda edebiliyoruz. İşte böyle bir ortamda küresel durgunluk beklentilerinin de bu yaraya tuz biber ekmesi kaçınılmaz. İçinizi karartmak gibi bir niyetim yok. Ancak siyaset arenasının fertleri ülkesini şahsi çıkarlarının önüne geçirmedikçe, kendinden olmayanları anlamaya çalışmadığı sürece yukarıda bahsettiğim sarmalı aşmamız malesef mümkün değil. Bunu başarmak çaba istiyor, fedakarlık istiyor, kendi gibi düşünmeyenleri anlamaya çalışmak gerekiyor. Bu kültürü yaşatabilecek miyiz?  Önümüzdeki bir yıl bunu bize gösterecek.

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Global Ekonomi degerlendirmeleri, Turkiye ekonomisi konulu yazilar ve yorumlarimiz burada yer alacak..... Selçuk Hakan

Duzgun Gorunum

Sayfadaki Turkce karakterleri eger ilk yuklemede goremiyorsaniz sayfayi "refresh" yapiniz. Problem duzelecektir.

Basinda Ekonomist

Ugur Gurses 20 Kasim 2006

Son Yazılar

Krizden Çıkış Stratejisi 2
Krizden Cikis Stratejileri
Aslinda Turkiye Buyuyor!!!
Amerikan Otomotiv Sektörü’nü Kurtarma Planları
Amerika'da Ne Oldu? Ne Olabilir?
Bu Kez Roubini Hakli CIkti!!!
Hep Ayni Hata
Son Donemin Analitik Degerlendirmesi
Askerlik Bitti
Yorumsuz Okuyucu Yorumu

Linkler

Ana Sayfa
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta



Listed on BlogShares

Enter your Email


Powered by FeedBlitz
Technorati Profile


Google PageRank™ - Post your PR with MyGooglePageRank.com