Ekonomist

10/11/2009 - Krizden Cikis Stratejileri

Kategori: Global Ekonomi

Kasım 9, 2009. Dow Jones yılın en yüksek seviyesinden kapanarak bir kez daha krizden çıkış sinyalini netleştirmiş oldu. Özellikle İrlanda’da yapılan G20 zirvesinden gelen canlandırma paketlerine destek ve sıkı politikalara acele geri dönülmeyecek sinyalleri bunu tetikleyen önemli konu oldu. Son dönemde tartışılan konuları kısaca dört ana başlık altında bu yazıda tartışmaya çalışacağım. Krizden çıkış stratejilerini para politikaları, maliye politikaları, uluslararası kurumların yeniden yapılandırılması ve devlet müdahaleleri başlıklarıyla birlikte tartışmaya çalışacağım.

Enflasyon Beklentileri (para politikaları)

Bu kriz döneminde Amerikan Merkez Bankası (FED) çok önemli bir stratejik kararla oldukça agresif bir karar alarak gösterge faizleri 0 noktasına çektikten sonra piyasadaki likidite sıkıntılarını atlatmak ve özellikle fiyatlanamayan uzun vadeli gayrimenkul kredilerine dayalı uzun vadeli borç senetlerini likidite ederek bankalara fon ve rahatlama sağlayan ve bir anlamda bankaları kurtarmaya da yarayan bir mekanizma gelistirdi. Quantitative Easing adı verilen ve daha önce hiç kullanılmamış bu politika aracı sayesinde bankalar likidite sorunlarını aştılar. Piyasa ihtiyacı olan nakite kavuştu. Dolar darboğazına giren gelişmekte olan ülkeler veya kısaca bütün dünya ülkeleri bu sayede nakit sağlamış oldular. FED bilançosuna baktığınızda 800 milyar dolar civarında dolaşan büyüklük kriz sonrasında 2.5 trilyon dolara kadar ulaştı. Kısaca piyasadaki dolar miktarı 2.5 katına çıkartıldı. Şu günlerde bu miktar 2.25 trilyon dolar civarında seyretmektedir. Bu politika sayesinde krizden çok hızlı bir çıkış sağlandı. Başarılı bir mekanizmaydı. Ancak şu anda önümüzde iki soru duruyor:

1.      Piyasada oluşan aşırı dolarların sterilize edilmesi (piyasadan geri alınması) enflasyona dönüşmesine fırsat vermeden nasıl sağlanacak?

2.      Bu sterilizasyon sürecinde büyüme ve işsizlik nasıl etkilecek?

Öncelikle FED şu aşamada parayı sterilize etmek için iki mekanizma kullanabilir. Kriz sırasında aldığı gayrimenkule dayalı senetleri piyasaya geri satarak bilançosunu küçültebilir ya da faizleri yükselterek piyasadaki para düzeyini azaltabilir. Her ikisi de nükleer bomba. İlk yolu kullanamayacağı konusunda ekonomistler hem fikir. En önemli sebebi bankaları kriz öncesi riskli pozisyonlarını geri döndürmekten başka bir ise yaramayacaktır. Zira emlak piyasasına oldukça bağlı hareket eden bu senetlerin değerlerini sağlıklı olarak tesbit edebilmek imkansız. İkinci yolu kullanmak da bir anlamda ekonomiyi daraltıcı ve işlemleri azaltıcı ve dolayısıyla büyümeyi negatif etkileyecek bir sonuç ve yeni daralma sürecini de beraberinde getirecek bir süreç oluşturacaktır. Bu durumda en sağlıklı yöntem uzun dönemli ve gayrimenkule dayalı bu senetlerin vade tarihlerini beklemek ve vadeleri geldiğinde de bunları paraya çevirerek uzun vadeli bir  bilanço küçültme yöntemi uygulamak olacaktır. Bu durumda piyasa uzun vadeli bol paralı bir döneme girmiştir.

Bu bol para gittiği yerde oldukça ciddi büyümeye neden olacaktır. Zaten son dönemde borsalarda gördüğümüz aşırı iyimser hava bu paranın gittiği yeri yeşillendirmesinden kaynaklanmaktadır. Yoksa ne tüketici harcamalarını artırmış ne de üretici üretim miktarlarında ciddi artışlar yapmış ne de henüz işçi çalıştırmaya başlamıştır. İşte asıl üzerinde kafa yorulması gereken de bu noktadır. Bu sağlıksız mekanizma finans ve bankacıların oldukça hoşuna gidecek zira oldukça karlı ve verimli bir dönemden geçecekler. Bir anlamda devlet parasıyla para kazanacaklardır. İkincisi de büyüme oranları oldukça pozitif olacak, özellikle paranın gittiği yerler yani gelişmekte olan piyasalar ve ABD güçlü büyümeler yaşayacaklardır. Buna karşın işsizlik de önemli bir değişim ve kriz öncesi değerlerine ulaşmak ise mümkün olmayacaktır. Özellikle ABD’de. İşte sıkıntı da buradadır. Krizden çıkmış yüksek oranlarda büyüyen  buna karşın yüksek işsizlik rakamlarına sahip bir Amerika ile karşı karşıya kalacağız.

Bununla birlikte varlık fiyatlarında da önemli oranda artışlar görmek mukadder olacaktır. Zira bu para varlık alımlarında değerlendirilecektir. Emtia fiyatlarındaki artış talebin artmasına bağlı olarak artacak gibi analizler ortada dolaşmaktadır. Ancak sonuçta bu üretim ve tüketim artışına paralel gelişen bir süreçtir. Üretim ve tüketim artmadan emtia fiyatlarında oluşabilecek bu spekülasyonlar uzun vadeli olamayacaklardır. Dolayısıyla piyasadaki bu ekstra likidite şimdilik enflasyon tehlikesi göstermemektedir. Ancak bunu önlemek için FED hesaplarında bankaların tuttuğu para için bir faiz verilmesi bir anlamda likiditenin piyasada yeni bir balon oluşturması tehlikesini önleme potansiyeline sahip bir mekanizma olabilir.

Faizleri artırarak bilançoyu küçültmek ve piyasadaki fazla parayı geri almak isteyen FED ise kendi ayağına kurşun sıkar. Bu politika ekonomide kemer sıkma politikası dediğimiz bir yöne doğru götürür ve bu sayede işsizliği daha da artırmış olursunuz. Büyüme de olumsuz zetkilenecektir.

Son bir senaryoyu daha paylaşarak bu konuya nokta koyalım. FED her iki mekanizmayı da çalıştırmasın ve elindeki varlıkların vadesini beklesin aynı zamanda faizleri de artırmasın. Şu an bu senaryoya göre hareket edilmektedir. Bu noktada üç tehlike mevcuttur. Birincisi yeni bir fiyat balonu özellikle emtia fiyatlarında ve gayrimenkul fiyatlarında oluşabilir. Ancak burada böyle bir talep henüz söz konusu değildir. Olma ihtimalini çok iyi takip etmek gerekir.

İkincisi enflasyonda artış eğilimi ve bu konuda FED’in aktif politika izlememsi ki bu sayede paranın değeri düşürülür ve otomatik bir bilanço küçültme etkisi sağlanmış olur. Ancak piyasada oldukça negatif etkileri olacak ve bu yeni bir krize doğru götürme potansiyeline sahip olacaktır. Bu konuda kriz henüz geçmedi bir W kriz önümüzde bir kez daha çökeceğiz diyenlerin önemli argümanlarından biridir.

Üçüncü ve en zayıf ihtimalli senaryo ise bu durumun bizi yeni bir dolar krizine götürmesidir. Dünyada rezerv sahibi ülkeler krizin bu şekilde atlatılmasını bir nevi Amerikan ekonomisinin yeniden subvanse edilmesi gibi görmektedir. Bu da uzun dönemde rezervi dolar olarak tutan ülkelerin zararınadır. Bunu önlemenin en kalıcı rolu de yeni bir ulusarası rezerv parası olacaktır. Bu aşamada koordinasyonsuz böyle bir girişim bu krizden çok daha büyük ve kontrolsüz bir krizi daha tetikleyecektir. Olası görünmese de uzun vadede artık üzerinde hızla çalışılacak bir konu olacaktır. Çin, Hindistan gibi ülkeler bu konuda ABD üzerinde baskı oluşturmaya çalışacaklardır.

Yazımızda sadece ilk maddeyi ele almamıza rağmen oldukça uzadı. Burada keselim ve diğer maddeleri bir başka yazıyla ele almaya çalışalım.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

10/9/2009 - Aslinda Turkiye Buyuyor!!!

Bugün Türkiye’de büyüme rakamları açıklandı. Beklendiği gibi yine hayli ciddi bir negatif büyüme oranı var. Bu yılın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7’lik bir reel küçülme var. Cari fiyatlarla GSYH 228 milyar 817 milyon lira olarak gerçekleşti. Türkiye hala büyük bir hızla küçülmeye devam ediyor. Buna karşın daha az bir zaman önce ABD, Japonya, Almanya ve Fransa da sürpriz büyüme rakamları açıklanmıştı. Birkaç yazıda gözüme çarpan değerlendirmeler oldu.  Büyümede geri kalıyoruz şeklinde. Ancak bunlar gerçekleri yansıtmıyor. Orhan Karaca tarafından yazılan bir yazıdan yola çıkarak bunun gerçekleri neden yansıtmadığını kısaca açıklayalım.

Büyüme oranı olarak açıklanan oranların hesaplama biçimleri farklılıklar içerir. Örneğin Türkiye’nin de içinde yer aldığı gelişmekte olan ülkelerde büyüme oranı bir önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırılarak hesaplanır. Bunun sebebi de çok basit. Mevsimsellik önemli bir etkendir. Kış aylarında ekonomi nispeten yavaşken yaz ve bahar aylarında hareketlenmeler görülür. Bu mevsimsellik bize anlamsız sonuçlar verecektir. Bu nedenle karşılaştırma bir önceki yılın aynı dönemiyle yapılır. Gelişmiş ülkelerde ise genellikle belli ekonometrik teknikler kullanılarak mevsimsellikten arındırma teknikleri uygulanır ve veriler bir önceki çeyrekle karşılaştırılır. ABD’de ise çok daha farklı bir uygulamayla açıklanan veriler bir de yıllık hale getirilir ve öyle açıklanır.

Kısaca ilk paragraftaki değerlendirme aslında elmalarla armutları karşılaştırmak anlamına geliyor. Ya bizim veriler de Avrupa ve ABD gibi hesaplanmalı ya da onların verileri bizimki gibi hesaplanarak değerlendirme yapılmalıdır. Çok basit bir örneği Almanya istatistik enstitüsü web sayfasında yayınladığı için oradan alarak kullanalım. Almanya da ikinci çeyrek büyümesi bizim hesapladığımız gibi yani bir önceki yılın aynı dönemine göre değişim olarak hesaplanırsa yüzde -7.1 olarak görünüyor. Bu küçülme 2009’un ilk çeyreğinde ise -6.4 olarak gerçekleşmiş. Kısaca Almanca ikinci çeyrekte ilk çeyrekten daha büyük oranda küçülmüş. Hatta bu oran Türkiye’den daha büyük bir küçülmeyi anlatıyor. Bunu diğer ülkeler için de aynı şekilde hesaplayarak benzer sonuçlara varabiliriz. Aynı şekilde Türkiye’nin büyüme hesaplamaları bu ülkelerdeki yönteme gere değerlendirildiğinde aslında bizde de büyüme olduğu görülebilir. 

Dolayısıyla verilerin bir ortak paydada toplanması aslında gösterilmeye çalışılan resmin biraz daha farklı olduğunu söylüyor bize. Şimdi buradan birkaç sonuç çıkarmaya çalışalım.

Türkiye de aslında işler o kadar da kötü gitmiyor. Merkez Bankası bu küçülme trendinin son çeyrekte kırılacağını ve büyümeye başlayacağımızı tahmin ediyor. Buna bağlı olarak da faizleri düşürme politikasına yıl sonuna kadar devam edeceğini açıklıyor. Ancak hesaplama yöntemi ve gelişmekte olan ülkelerdeki faiz politikaları bu konudan o kadar da emin olmayın işaretleri vermeye başladı. İsrail Merkez Bankası geçen hafta içinde faizleri artırmaya başladı. Oldukça sürpriz gibi görülse de büyüme işaretlerinin orada da görüldüğü anlaşılıyor. Gelişmiş ülkelerdeki yönteme geri döndüğümüzde aslında bizde de beklenenden önce bir hareketlenme olduğu göze çarpıyor. Sanayi üretim rakamlarından da bunu çıkarmak mümkün. Bu durumda uzun zamandır yavaşlama dolayısıyla kendini fiyat artırmamaya mecbur hisseden sektörler hareketlenmeyle birlikte artışlara başladığında enflasyon tehlikesi tekrar baş gösterecek ve bu da bizi politikaları yeniden gözden geçirmeye zorlayacaktır.

IMF ve ABD Merkez Bankası Başkanı Bernanke üşüncü çeyrekte pozitif büyümeye geçildiğinin sinyallerinin alındığını belirtiyor. Dünya ekonomileri için bu çok iyi bir haber. Beklenen resesyon 1920’lerde gerçekleşen büyük depresyona benzemeden uygulanan genişlemeci politikalarla önlenmiş görünüyor.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta var. Krizin bitişiyle emtia fiyatlarında ve dolayısıyla enflasyonda ciddi bir yukarı hareket bekleniyor. En önemşi sebebi de uygulanan genişlemeci politikalar nedeniyle para tabanının özellikle gelişmiş ülkelerde astronomik denebilecek seviyelere çıkmış olması. Bu para da enflasyonu körükleyici bir rol oynayacaktır talep artmaya başladığında. Aynı talep artışı emtia fiyatlarını da artıracak ve burada bir kısır döngü oluşabilecektir. İşte böyle bir ortamda asıl kritik olan enflasyon ve emtia fiyatlarının kontrol altında tutulup yeni bir resesyon dalgasına neden olup olmayacağı asıl soru işaretidir. Bu konuda bu hafta Greenspan ve Roubini tarafından yapılan değerlendirmeler hayli dikkat çekicidir.
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

4/12/2008 - Amerikan Otomotiv Sektörü’nü Kurtarma Planları

Otomotiv sektörü ve özellikle de Amerikan oto üreticileri piyasada rekabet şanslarını yitirmiş durumdalar. Milyarlarca dolar zarar açıklamaların yanısıra finans kolları iflas etmiş durumda. Tedarik zincirleri işlemez halde. Bayi satışları dibe vurmuş durumda. Sadece geçen ay yüze 40’lara varan satışlarda azalmalar var. Araştırma geliştirmeye ayıracak paraları yok. Bu noktaya gelmelerinde etkili olan faktörleri sıralayarak başlayalım.

--Uzak Doğu markaları Amerika’da üretim yapacakları yerleri seçerken işçi sendikaları kanunlarının olmadığı ve dolayısıyla işçileri piyasa şartlarına daha yakın seviyelerde  çalıştırabilecekleri eyaletleri seçtiler. Dolayısıyla Otomotiv Çalışanlarının kurduğu sendikalarla uğraşmak zorunda kalmadılar. Oysa Amerikan devleri sendikalarla hep iç içe ve önemli tavizler vererek üretime devam etti.

--İşçi maliyetleri Honda Toyota gibi markalar için saatlik 20 30 dolar iken GM Chrysler gibi Detroit merkezli Amerikan şirketlerinin maliyetleri  saatlik 60 70 doları buluyor. Bunun yanında  emeklilere tanınan haklar, sağlık sigortaları ve kıdem tazminatı hakları gibi konularda da oldukça avantajlı imkanlara sahipler UAW (Otomotiv Sektörü Çalışanları Sendikası) mensupları. Emeklilik fonları en büyük sıkıntıyı oluşturuyor bu firmaların nakit akımı için. Oldukça güçlü bir lobi haline geldikleri için de otomotiv şirketlerine kök söktürdü bu sendika.  Bu şartlarda rekabet etmeleri imkansız hale geldi.

--Üretim bantları ve teknolojileri ve alt yapıları çok daha önce kurulduğundan ve yeterince alt yapı yatırımı yapılamadığından teknoloji olarak yabancı üreticilerin çok gerisinde kaldılar. Verimlilikler oldukça düşük kaldı ve bu da maliyetler yükseltti.

-- Japon ve Kore firmalarının yanında Amerikan firmaları konforu ve büyüklüğü ön plana çıkardılar. Emtia fiyatları çok düşük değerlerde seyrederken bu araçlar bütçeyi çok etkilemiyordu. Bir litre ile nerdeyse 2-3 km yol gidebilen (Ford kamyonetler, Hummer vs..) araçlar tercih edilebiliyordu. Buna karşın küçük ve orta büyüklükte ama çok daha verimli ve az yakan araçlara yoğunluk veren yabancı üreticiler petrol fiyatlarının artmasıyla birlikte önemli bir avantaj sağladılar. Yerli üreticiler bu markete girmeye gayret etse de çok geç kaldı.

--Ürettikleri araçlar da teknoloji ve alt yapı yatırım eksiklikleri sonucu kalite olarak Uzak Doğulu üreticilerin çok gerisinde ve daha az dayanıklı araçlar üretir hale geldiler. 

--Bir diğer faktör yeni teknolojilere yatırım konusunda yerli üreticiler çok geç kaldılar. Hibrid arabaları sokaklarda dolaşan Honda ve Toyota karşısında iyi alternatifler çıkaramadılar. Bütçeleri de yeterli miktarda harcama ve yatırım yapmaya elverişli değildi.

--Araçları yeterince  verimli olmayınca finans kolunu güçlendirerek tüketicilere verdikleri kredilerle ve araba kiralama şirketlerinden aldıkları hacimli siparişlerle ayakta durmaya çalıştılar.

--Tüketimi azaltıcı ve piyasadaki kredi şartlarını bozucu ilk krizde de savruldular ve resmen battılar.

Sektörde 1.6 milyon işçi doğrudan, 3 milyon işçi de dolaylı olarak bir üretim durdurmasından etkilenecektir. Aileleri de hesaba kattığınızda durumun vehametı ortaya çıkar. Bunun yanında yan sanayi de zaten batma noktasında ve diken üstünde dururken kurtarılamaz hale gelecek ve bu da iş kayıplarını ve iflasların neticesinde 10 milyondan fazla insanın hayatını  direk olarak etkileme potansiyeline sahiptir. Bunun yanında yabancı üreticilerde yüzde 59 oranında aynı yan sanayi ile ayakta durmaktadır. Bu yan sanayinin batması direk olarak yabancı üreticileri de etkisi altına alacaktır. Sektörün tamamen kriz yaşamasına sebep olacaktır. Bunu tabii olarak hiç kimse istemiyor. Bundan dolayı da yabancı üreticiler de bir araya gelip bu üç yerli üreticinin kurtarılmasını istediler.

Ama sorun nasıl kurtarılacaklarında... Bunun için kongrenin üzerinde anlaşmaya çalıştığı ama anlaşamadığı da işte bu nokta. Alternatifler şunlar olabilir:

1)      Kasım sonunda 25 milyar dolarlık bir fona ihtiyaç duyuyorlardı. Şu anda Aralık 5 ve Kongre’den istedikleri miktar yaklaşık 34 milyar dolar. Bu parayı verdiği taktirde nasıl bir yeniden yapılanma içerisine girecekleri konusunda tatmin olmayan Kongre Kasımın son haftasındaki oturumda üreticilere iki hafta kadar süre vermişti. Bu süreyi de iyi değerlendirememiş görünüyorlar. Dolayısıyla kongrede uzlaşma sağlanamıyor bu planda. Bir de bu para verilerek şirketler kurtarıldığı taktirde nasıl bir yeniden yapılanma içine girecekler. Devletin etkisi ve yetkisi ne olacak. Alacaklılar bu yeniden yapılandırmaya dayanabilecek mi?  Sendikalar yeterince fedakarlık yapmaması ayrı bir problem.

2)      Chapter 11 Koruma : İflas  için mahkemeye başvurma ve bu şekilde borçlarda yeniden yapılanmaya gidilmesi ve şirketin yeniden yapılandırılması. Sendikalarla, üreticilerle, alacaklılarla, yan sanayiyle bir araya gelip ortak bir çözüm yolu bulunması. Bu yol çök uzun süreli bir çözüm yolu ve bu yol hem yan sanayiyi hem firmanın kendisini batırma potansiyeline sahip. O yüzden hiç kimse bunu istemiyor. Arkasından onlarca firmayı da iflasa götürme potansiyeline sahip. Ancak bu gidişle de mecbur kalınabilecek bir yol olarak karşımızda.

3)      Önceden Anlaşmalı Chapter 11: Bu tarz bir çözümde de taraflar mahkemeye iflas başvurusu yapmadan önce şartlarda anlaşarak hep birlikte mahkemeye gidiyorlar. Devletten yardım alamadıkları taktirde en akla yakın çözüm bu gibi görünüyor ancak bu yolda da anlaşma konusunda Sendikalar yeterince fedakarlık yapmaya hazır değiller. Üretim düşüşleri ve kapasite kullanımının oldukça düşmesinden dolayı da yan sanayi de böyle bir yolda fedakarlık yapabilecek konumda değil. Buna karşın likidite sıkıntısı olduğundan serileri yenilemeye ve yeni ürün geliştirmeye nasıl para ve zaman ayıracakları da ayrı bir problem.

4)      Hazine’nin daha önce onay aldığı kısımdan bu firmalara yardım yapılarak bu konu çözümlenebilir. Kongre onayına ihtiyaç kalmaz. Burada da direk veya endirek bir metot kullanılabilir. Bankalara verilen krediler için bu firmaları da finanse etme zorunluluğu getirilebilir. Ya da direk Hazine’den bir aktarma yapılabilir. Ancak bu konuda da Hazine Bakanlığı ve Bush yönetiminin onayına ihtiyaç var. Onlar da bunu kabul etmiyorlar. Obama’nın geliine bırakılacak kadar vakti de malesef yok oto firmalarının. Aralık sonunda parasız kalacaklarını ilan ettiler çoktan.

5)      Hükümet oto firmalarının bütün borçlarını üzerine alarak bir çözüme gidebilir. Ancak bu durumda da firmaların en ufak bir yeniden yapılandırma yaptırımı zorunluluğu konulmuyor. Sakıncalı bir durum

6)      Daha önce Kongrede onaylanan ve daha verimli yakıt üretimi için ayrılan 25 milyar doları bir köprü kredisi olarak kullanma imkanı var ortada.

Bu yolların hepsi sorunu bir yerinden çözmeye çalışsa da en sağlıklı yolun Kongre’ye kredibilitesi olan bir planla giderek bu parayı oradan almak ve bu sayede de yeniden yapılandırmaya bir an önce başlamak gerekiyor. Diğer çözümler için malesef artık vakit kalmadı. Zaten krizin hat safhada hissedildiği bir ortamda yan etki gibi görülen bir sıkıntının ekonomiyi derinden etkileme endişesi hissediliyor.  

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

17/9/2008 - Amerika'da Ne Oldu? Ne Olabilir?

Son 10 Yılda Ne oldu?

Ev fiyatları yükseldi. Kredi tabanı genişledi.

Ev fiyatları arttı. Fiyatlar arttıkça alım gücü arttı.

Amerikalı vatandaş kredilerle zengin oldu. Alım gücü arttı. Ev fiyatları yükselmeye devam etti.

Geliri yeterli olmasa da herkes ev almak istedi. Bankalara risksiz kredi imkanı doğdu. Krediler dağıtıldı.

Piyasa  paraya boğuldu. Para ucuzladı. Herkes ev aldı.

Karmaşık  sistemlerle krediler paketlendi. Yarısı Freddie Mac, Fannie Mae gibi kuruluşlara satıldı yarısı da yatırımcılara dağıtıldı. 10 trilyonu buldu bütün krediler. Tatlı karı gören yatırım bankaları paketleri biraraya getirdi başka paketler yaptı. Sattı da sattı.

Son 1. 5 yılda Neler Oldu?

20 milyarlık sermayeyle 630 milyar dolarlık portfoyler oluşturuldu. (Kaldıraç Hesapları) Derken ev fiyatları once durdu sonra düştü.

Ve düşerken dananın kuyruğu koptu. Yüzde 10’luk düşüşle gayrimenkul piyasaları karıştı. Kredilerini ödeyemeyen vatandaş bankalara evi bırakıp çıktı. Bankalar verdikleri kredilerin üzerine soğuk su içerken binlerce ev sahibi oldu. Zarar üstüne zarar yazdı.

Enflasyondan korkarken büyüme tehlikeye girdi. Büyüme feda edilmedi. FED faiz düşürdü. Mortgage faizleri düşmedi. Ev alanlar bir bir dökülmeye devam etti.

Piyasa rekor sayıda satılmayı bekleyen evle doldu. Ev fiyatları düştü. Petrol fiyatları uçtu. Gıda Fiyatları coştu.

Zararlar 300 milyar doları buldu ilk yatırım bankası çöktü. 30 milyara maloldu.  Hazine Bakanı Paulson herşey yolunda biraz daha sıkıntı var sonra bitecek dedi.

Ev fiyatları düşmeye devam etti. Her ay yazılan zararlar arttı.

Son 2 Haftada Neler Oldu?

Zararlar 500 milyar doları buldu. Freddie Mac ve Fannie Mae çöktü.  200 milyar dolarlık kurtarma planı yapıldı. 5 trilyonluk bir devletleştirme gerçekleştirildi.

IMF Başkanı zararlar henüz yarısında 1 trilyonu geçecek dedi.

Sonra da Lehman Brothers. Bu sefer yardım yoktu. Kimse 20 milyar dolarlık sermayeyle nasıl 630 milyar dolarlık bir portfoy oluşturduğunu çözemedi. En ufak garanti olmadan yüzde 10’luk bir düşüşte göçecek bir yatırım bankası nasıl oluşturuldu. Kimse anlamadı. Merrill Lynch o rüzgarda Bank of America limanına sığındı. Amerika’nın en büyük bankası oluştu.

Borsalar çöktü. Bankaların zarar yazdığı bu kredileri sigortalayan şirket çöktü. 85 milyar dolara da o kurtarıldı. Piyasaya taze paralar gönderildikçe gönderildi. Lehman Barclays’a 1.75 milyar dolar gibi bina fiyatına satıldı. Greenspan daha kriz bitmedi dedi.

Henüz FDIC garantili büyük bankalardan çöken olmadı. Harvard’lı Profesör büyük bankalardan biri çökmeden bu kriz bitmez dedi.  McCain ekonomi hala güçlü ve sağlam dedi. Sonra da uzmanlar kurulu kuralım dedi. Obama güldü. 

Ve Eylül’ün ortasındayız.Geriye hala sağlam iki yatırım bankası kaldı. Goldman Sachs ve Morgan Stanley. Şimdilik onlar kurtuldu. 117 küçük ve orta ölçekli banka daha çökecek diyor uzman kurumlar.

Şimdi Ne Olacak?

Öncelikle 1 dolarla 25, 30 dolarlık portfoy oluşturma dönemi bitti. Bütün yatırım bankaları sermayelerini artırmak durumundalar.  En azından kısa vadede 1’e 10 gibi bir rakama ulaşmak durumundalar. Bu da piyasanın çok fazla likiditeye ihtiyacı olacak demek.

Bu kurumlar borsadan, emtia piyasalarından, borç kağıtlarından alarak para kazanıyorlardı. Artık bu piyasaların hepsinin tadı kaçtı. Hazine bonosundan başka güvenli yatırım aracı kalmadı. Karları azalacak. Para kazanma imkanları azalacak ve ciddi bir konsolidasyon sürecine girmeleri gerekecek. Zaten girdiler. Bir sğre daha devam edecek demek daha doğru olur.

İşte bundan dolayı önümüzdeki üç dört ay içinde yeni bir karışıklık çıkmaması için azami gayret gösterilmesi gerekiyor. Aksi taktirde  ilk sıkıntı da Morgan Stanley ve Goldman Sachs da ya bir bankaya sığınacak ya da iflas edecek. Bir anlamda yatırım bankalarının sonu geldi gibi.

Önemli nokta bu kriz geleneksel bankalara yayılacak mı?

Şimdiye kadar 500 milyar dolara yakın zarar yazdı bu bankalar. Ancak 300 milyar dolar dolayında sermaye çekebildiler.  Zararın bir trilyona varması gerekiyor. Bu da topladıklarının en az iki katı daha sermaye bulmak durumundalar. Bu güvensiz ortamda çok zor görünüyor. ( İmkansız değil.)

Ciddi bir konsolidasyon olacak demektir. Harvard’lı Kenneth Rogoff’a atıfla söylenen bir büyük Amerikan Bankası batacak sözü de işte bu sırra binaen telaffuz edilmektedir. Amerika’nın en büyük dördünden biri olan Wachovia şimdilik en yakın aday bu çöküşe. Ancak diğerleri de ciddi küçüldüler ve küçülmeye devam edecekler. 

FED ve diğer Merkez Bankaları likidite sağlayarak bu krizleri kısa vadeli olarak öteleyebilirler. Ancak bu da enflasyon demek. Alım gücünün azalması ve tüketim harcamalarının azalması demek. Bu da durgunluğu daha körükleyecektir.

Doların değer kaybını sağlayarak Amerika kısa vadeli bir çözüm bulmuş görünüyor. Bu sayede ihracatını artırıyor ve büyümenin negatife düşmemesini sağlıyor.  Negatif büyümeyigördüğü anda da 600 dolarlık çekleri bğtğn vatandaşa dağıtarak harcanmasını sağlıyor. Bir anlamda suni solunumla bedeni yaşatmaya çalışıyor.

Avrupa değer kazanan Euro ile birlikte çoktan resesyona girdi bile. Daha iyiye değil daha kötüye gidecek gibi görünüyor. 2009’un başlarından itibaren düzelme emareleri görülebilir.

Emlak ve emtia piyasalarından gelecek sinyaller burada belirleyici olacak. Hem Amerika hem de Avrupa’da bu piyasanın ne zaman dönüş sinyal vereceği merakla bekleniyor.  Emtia ve gıda  piyasasında tepe görüldü  gibi. Bu iyi haber. Emlakta ise Amerika’da yüzde 15 ila 20 arasında bir düşüş yaşandı. Bir yüzde 10 daha görmek sürpriz olmayacaktır. İşte bu yüzde 10’a kimin dayanabileceğini önümüzdeki altı ay belirleyecek.

Bu dönemde piyasaya enjekte edilen likidite kaynaklı enflasyon görülme ihtimali de yüksektir. Durgunluk ve enflasyonun getireceği stagflasyon dönemi FED için çok zorlu bir dönem olacaktır. İşte böyle bir ortamda Ben Bernanke gibi bir profesyonelin iş başında olması Amerika için büyük şanstır.

2009’un ikinci yarısından itibaren düzelme kısmen başlayacak ve finansal piyasalarda yeniden yapılanmasını tamamlamış olacaklardır. İşte ondan sonra bizi büyük sınavlar bekliyor.

Nasıl Düzelecek?

Bugünden yarına yapılacak değişiklikler, piyasaya sağlanan likidite, faizlerin azaltılması, şirketlerin ameliyathaneye alınması hepsi kısa vadeli ve geçici çözümlerdir. Uzun vadede yapısal değişime ihtiyaç vardır. Hala yukarıdaki senaryonun gerçekleşmeme ihtimali vardır. Bu da akıllı adımların atılmasına bağlı.

Serbest piyasa kuralsız piyasa demek değildir. Kuralları doğru koyulmayan bir piyasa da çökmeye mahkumdur. Hedge fundlar ve şu an finans uzmanlarını bile fiyatlayamadığı hiçbir kanuna ve regulasyona tabii olmayan fonların artık sonu gelmelidir. Bu konuda en büyük görev de yeni seçilecek Amerikan Başkanı’na düşüyor. Kongre ivedilikle bu konuya çalışmalıdır.

Alınan riskler çok ciddi fiyatlanmalı ve dengeli riskler alınmalıdır. 1’e 25 gibi oranlarla kullanılan kaldıraçlar hem riski alanın sonunu getirmekte hem de sistemik riske yol açmakta. Bu konuda bir an önce düzenlemeler yapılmalıdır. Yüzde dörtlük bir zararda büyün sermayenin buharlaşması kabul edilebilecek bir oran değil olmamalıdır.

Konsolidasyon sürecinin sonucunda şeffaflık, güvenilirlik ve hesap verilebilirlik konusunda finans sistemine yeni bir anayasa yazılmalıdır.

Freddie Mae ve Fannie Mae gibi kurumların yeniden yapılandırılması ve krediyi alabilecek kimselerin krediye ulaşımını olabildiğince sıkı ama kolay hale getirilmelidir.

Kısaca Wall Street’in kitabı yeniden yazılacaktır. Gelişmekte olan piyasalara ve Türkiye’ye olacak etkileri de bir sonraki yazımıza.

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

17/3/2008 - Bu Kez Roubini Hakli CIkti!!!

12 Mart günü Duke Universitesi tarafından gerçekleştirilen Finansman Yöneticileri anketi Amerika’da resesyon başladı diyor. 1073 yöneticinin yüzde 54’ü resesyon başladı derken yüzde 25 büyük ihtimalle resesyon geliyor diyor. Önümüzdeki üç aylık dönem içinse çok daha kötümserler. Yüzde 75 önümüzdeki üç ayın geçmiş üç aydan daha kötü sonuçlar getireceği kanısındalar. Bir diğer enteresan anket sonucu ise bu resesyonun öncekilerin aksine daha uzun soluklu olacağı ve hatta 2009’un son dönemine kadar bu sıkıntıların devam edeceği.  Reuters anketlerine göre de 2008’de resesyon ihtimali geçen ayki yüzde 45 değerinden yüzde 60’lara kadar yükseldi. Konuştuğumuz pek çok büyük şirket çalışanı bütün planlar resesyona göre yapıldı diyor daha yolun başındayız diye eklemeyi de ihmal etmeden. Bu yazımızda buraya nasıl gelindi. Bundan sonra neler beklemeliyiz sorularının cevabını aramaya çalışalım.

‘Subprime mortgage’ artık dilimize yerleşmeye başlayan bir terim olmaya başladı.  Yüksek Riskli TutSat kredisi desek acaba daha mı anlaşılır olur bilemiyorum. Bu terim kısaca gayrimenkul kredisi veren kurumların gelirini belgeleyemeyen veya düşük kredi skoruna sahip kişi ve ailelere açtıkları gayrimenkul kredileri olarak tanımlanabilir. 1996-2004 yılları arasında bu yüksek riskli krediler toplam kredilerin sadece yüzde 9’undan ibaretti.  Burada verilen kredilerin geri dönüşümü de çok iyi oluyordu. Bunun en tabii sebebi de gayet anlaşılır. 1997 yılından 2004 yılına gelinceye kadar ev fiyatlarında yaklaşık yüzde 124’lik bir artış oldu. Evinizin fiyatı iki katına çıkarsa ve sizin o ev dolayısıyla birikiminiz olursa tabii ki ödemelerinizi aksatmazsınız. Buradan cesaret alan şirketler bu yüksek riskli tüketicilerden gelen taleplere daha kolay cevap verir daha kolay kredi verir hale geldiler. Likiditenin de had safhaya çıktığı piyasada bu kredilerin toplamdan aldığı pay yüzde yirmilere kadar çıktı. 2006 yılında bu oran yüzde 21 olarak gerçekleşti mesela. 600 milyar dolarlık bir büyüklüğe karşılık geliyordu bu krediler. Yüksek Riskli ve Düşük Riskli Kredi faizleri arasındaki fark da 2001’de yüzde 2.8 iken 2007’de 1.3’lere kadar geriledi.

Kredi veren kuruluşların bu artışta payı çok büyük. Verilen krediler çok kolaylıkla seküritize edilip risk başkalarına taşınabildiği için krediler daha rahat verilmeye başlandı. Amerika’da ev sahipliği oranı 2004 rakamlarına göre yüzde 69.2 ile tarihi rekor seviyesine ulaştı. Bu oran 1995 yılında yüzde 65 idi. Bunun yanında MBS(mortgage Backed Securities) ve CDO(Collateral Debt Obligation)  gibi kağıtlar yoluyla sağlanan kredilerin riski diğer kağıtlarla biraraya getirilerek çok yüksek kredi dereceleri alabilen kağıtlar haline getirildi ve yatırımcılara satılmaya başlandı. Bu sayede likidite saülanıyor ve yeni kredilerin açılmasına imkan sağlanıyordu. Bu ikincil piyasa çok hızlı ve kontrolsüz gelişmeye başladı. Pek çok büyük banka bu araçlardan yüksek miktarda bilançosunda bulundurur hale geldi. Ev fiyatlarındaki artışın da devam edeceği varsayıldığında bu yatırımlar çok karlı birer araç haline geliyordu.

Ancak gayrimenkul piyasası doyuma ulaşabileceği ve ihtiyaçtan fazla üretim olabileceği hiç hesaba katılmadı. Üreticiler hızla yeni ev üretimine devam ederken piyasada ciddi miktarda satılık ev stoku oluşmaya başlayınca ev fiyatları önce durakladı ve ardından da hafif hafif gerilemeye başladı. S&P/Case-Shiller endeksi verilerine göre 2006 yılındaki tepe noktasının ardından ev fiyatları 2007 son çeyrek itibariyle yüzde 10 değer kaybetti. Bu değer kaybının önemli bir kısmının büyük şehir ve tatil yörelerinde gerçekleştiği düşünülürse nasıl bir durumla karşı karşıya kalındığı daha rahat anlaşılabilir.

Verilen yüksek kredilerin pek çoğu peşinat olmaksızın ve değişken faiz uygulamasıyla veriliyordu. İlk birkaç yıl sadece faizi ödeyerek devam eden tüketici, ev fiyatlarının artacağı ve faizler arttığı halde evin priminin onu kompanse edeceği veya daha iyi bir gelir beklentisinde oluğu için bu artışları karşılayabileceğini düşünürken piyasadaki bu beklenmedik gelişme birden şok etkisi yaptı. Bankalara olan borçlarının evin değerinin çok üzerinde bir rakama geldiğini gördüler. Diğer bir kısmı da ödeyebileceklerinden daha yüksek değerli evler alarak önemli riskler taşıyorlardı. Durgunlaşan piyasada kredinin de faizinin artma dönemi gelince bir anda aylık ödemelerinde ciddi bir artış oldu ve pekçok ev sahibi evini bankaya bırakarak ödemelerini yapmaz oldu. Bunun ekonomik adı ‘Foreclosures’. Kısaca evi bankaya bırakıp kredi geçmişini mahvetmek bahasına evden vazgeçtiler. 2007 yılında yaklaşık 1.3 milyon foreclosures meydana geldi.  Geçen yıla göre yüzde 79’luk bir artışa işaret ediyor bu rakam. Sadece son çeyrekte gerçekleşen forecosures sayısı işe 527 bini aştı.

Dananın kuyruğunun koptuğu noktada burası oldu. Piyasada biriken satılmayı bekleyen ev sayısı artıyor. Ocak ayı tahminleri satılmayı bekleyen ev sayısının 4 milyonu geçtiğini söylüyordu. Yine Ocak ayı itibariyle yaklaşık 10 aylık toplam satış rakamı kadar yeni ev satılmayı bekliyordu ki bu da yeni proje üretimine önemli bir darbe vurdu. Pek çok ev üreticisi firma ciddi zararlar yazdılar. Projeleri değer kaybetti. Başlanılmayan projeleri durdurdular. Fiyatların durgunluğu alıcıları da yavaşlattı. Borsalarda bu sarsıntı ciddi olark hissedildi.

Foreclosureların artması bankaları da çok zor durumda bıraktı. Sadece ellerindeki yüksek riskli kredilerin dönmeme ihtimali olsa bir nebze risk hesaplanacak ve zarar yazılıp geçilecek. Ama yukarıda bahsettiğimiz şekliyle bu krediler başka kredilerle birleştirilip paket haline getirildiğinden ellerindeki bu MBS ve CDO ile sekürtüze edilmiş kağıtlar fiyatlanamaz hale gelince işte risk o zaman ciddi rakamlara ulaşmaya başladı. Piyasada fiyatlanamayan kağıtlar yatırımcıları da korkutmaya başladı ve kağıtlar ne pahasına olursa olsun satılmaya başlandı. Bu satışlar bankaları da çok zor durumda bıraktı. Değerleyemedikleri kağıtlar ellerinde patlamaya başladı. Bu kağıtların içinde yer alan yüksek riskli mortgage kredileri geri dönmemeye başlayınca anlaşmalar gereği finansmanı sağlayan kurumların buraya yeni varlıklar eklemesi ve nakit üretmesi ihtiyacı doğdu ve artık krizin önüne geçilemez hale geldi ve bir kısır döngü meydana geldi.  Likidite krizi baş göstermeye başladı.

Süreç içinde Amerikan Merkez Bankası (FED) ve Başkan Bush ciddi tedbirleri devreye koydular. FED faizleri çok hızlı bir şekilde aşağı çekmeye başladı ve 5.25’lerden yüzde 3’lere kadar bir indirim çok kısa bir sürede gerçekleştirildi. Bu piyasada bir nebze olsun rahatlama getireceği bekleniyordu. Ancak para politikası önceki dönemlerin aksine yeterince iyi işlemiyor ve geçişkenlik sağlanamıyordu. Bu kadar hızlı bir genişleyici politikaya rağmen uzun vadeli faizlerde beklenen iyileşme gerçekleşmedi. BU kadar yeni likiditeye rağmen piyasalar bie nebze rahatlasa ve bir süre nefes alsa da arka arkaya gelen kötü haberlerin de etkisiyle istenen sonuç alınamıyor. Üç kez faizleri azaltmak yoluyla. Bunun yanında piyasaya likidite vererek veya bankaların ellerindek bu riskli kağıtlar karşılığı borç vererek FED hala pyasası rahatlatma gayretinde. Daha iki gün önce DOW’un bir günde yüzde 3.5 gibi önemli oranda değer kazanmasını sağlayan açıklamasında Bernanke piyasaya 200 milyar dolarlık likidite sağlayacağını ve bunu bu riskli kağıtları teminat alarak yapabileceğini söyledi. Daha önce borç verme kriterleri çok sıkı olan FED bu kriterleri iyice gevşetmiş durumda.  Ancak para politikasının bankaların likidite sıkıntılarından kaynaklanan sebeplerle yeterince etkili olmaması FED’i kara kara düşündürüyor. Bu etki azlığında Amerikan dolarının hızlı değer kaybının da etkisi olduğunu gözden kaçırmamamız gerekiyor.

Bush 2001 durgunluğu ardından uyguladığı vergi azaltımı yoluyla piyasaya nakit sağlayarak harcamaları artırıp likiditeyi sağlama ve resesyonu önleme taktiğini tekrar kullandı. Hem de 150 milyar dolarlık bir paketle. Çok ciddi bir etkisi olacağı beklentisiyle. Ancak sorunun kaynağına inildiğinde ve ev fiyatlarında en ufak bir rahatlama sinyali görünmemesinden yola çıkarak bu paketlerin ihtiyacın çok azına cevap verebileceğini de görmezden gelmemek gerek.

Ev fiyatları düşüyor. Çok tüketmeye alışmış ve ciddi borç yükü olan Amerikan hane halkı bir anda tüketimi azaltmaya başlayarak ekonominin de resesyona sürüklenmesine zemin hazırlamaya başladı. Home Equity denilen evinde borcundan kalan değeri için alınan daha yüksek faizli kredilerde de ciddi bir azalma harcamalara darbe vurdu.  Bunun yanında evini bırakıp giden ev sahipleri ise ayrı bir daraltıcı etki yapıyordu. BU dönemde pek çok yüksek riskli kredi veren kurum iflas etti. En büyüklerden New Century Financial, American Home Mortgage, Ameriquest gibi  kurumlar bunların başında geliyor.

Diğer taraftan bankalar ise bu konuda en büyük darbeyi yiyen kurumlar oldu. Sadece CitiBank 2007 yılında 32 milyar dolarlık zarar yazdı bu kredi krizinden dolayı elindeki CDO ve MBS’lerin değer kaybından kaynaklanan. 2008 ilk çeyreği için de 9 milyar dolarlık bir zarar yazacağı beklentisi var. 50 dolarlık değerlerden 20 dolara kadar düştü hisse değerleri. Bu Türkiye’de anlaşılabilir bir konsolidasyon olarak algılanabilir ancak dünyanın en büyük finans kurumu için ciddi bir kriz  demek. Zaten CEO’ların işten kovulduğunu hepimiz haberlerde okuduk. Merrill Lynch, HSBC, UBS, Morgan Stanley hepsi aynı şekilde ciddi rakamlar da zararlar yazdılar. Bu rakamın toplamda 400 milyar dolara kadar varacağı tahmin ediliyor ki bu rakama ulaşılması 2008 yılının 2007’den daha kötü olacağı anlamını taşıyor.  Bear Stearns iflasin esiginde iken kurtarildi.

Bunun yanında bu değer kaybının etkilediği sektörlere bir anda sigortacılık da eklendi. Evlerin zorunlu sigortalarının olması ve ev sahiplerinin evi terk edip foreclosure’a gitmektense gönüllü olarak evi yakıp veya zarar verip sigorta şirketinden alınacak tazminatlarla sorunu çözme yoluna gitme ihtimali de bu şirketleri etkiledi. FBI raporlarına göre bu yakma oranları 2006’da yüzde dört artmış durumda. Yeni raporlar henüz gelmediği için spekülasyon yapmak istmem ancak  Google News sitesine gidip herhangi bir zamanda ‘Arson’ yazarak bu konudaki haberleri incelemek sie bir fikir verebilir.

Başta en büyük endişe bu subprime piyasasındaki krizin diğer sektörlere yansımayacağı ve ev piyasasında ciddi bir kırılmaya yol açmayacağı fikriyle piyasalar iyimserdi. Hatta 2007 yazında DOW endeksinin 14000’in üstüne çıktığını gördük. Ancak bu sıkıntıların finansal piyasadaki yansımaları ve piyasanın seküritasyon dolayısıyla fiyatlayamamaktan kaynaklanan ve likidite krizine götüren sebeplerle birleşince ev fiyatlarının aşağı doğru gitme eğilimi önemli bir boyut kazandı. Bu da kısır döngüyü beraberinde getirdi. Ev fiyatları azaldıkça yara daha derine doğru inmeye başladı. BU da DOW’u 12000’lere taşıdı. Bu uzun vadeli destekte tutunup tutunmayacağı ciddi bir önem arz etmeye başladı. 2008 yılı da kaybedildi gibi duruyor. 2008 seçimlerinin de bir anlamda Cumhuriyetçiler tarafından kaybediliyor demek bu. Sonrasında Demokrat politikalarla bir nebze olsun rahatlama sağlanır diye bekliyoruz. Yaz sonuna kadar ki dönem çok ciddi önem arzediyor. BU dönem hem Amerika’da seçim sonuçlarını önemli oranda etkileyecek hem de krizin ne kadar derin soluklu olduğunu gösterecek. BU yazımızda hiç değinmediğimiz doların ciddi değer kaybı ve buna rağmen bütçe değerlerinde ciddi bir iyileşme görülmemesi ve yine buna bağlı olarak emtia fiyatlarındaki rekor artışlar ve dünya genelindeki belirsizliklerin nasıl süreceği önümüzdeki döneme yön verecek etkenler olacak.

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

27/9/2007 - Hep Ayni Hata

Kategori: Guncel Haber

Mahallenin ablası çok satan bir roman okuduktan sonra konu hakkında inanamayacağınız şekilde ahkam keser. Da Vinci Code adlı kitabı okuyan biri çıkar size kutsal kase, templar hakkında konferans verir, Bir başkası kalkar "altın oranı biliyo musun sen?" diyerek sanki üzerinde ihtisas yapmış gibi nutuk atar.

Mahallenin delikanlısı bir fps oynar, tüm silahlar hakkında atıp tutmaya başlar. m4 şöyle silah, magnum böyle silah der ardından "şimdi bi sniperım olacaktı kii" diye ekler. Bir yarış oyunu oynar, "baba evo çok iyi kaçıyo yaaa" der, siz farklı bir araçtan örnek verdiğiniz zaman, örnek verdiğiniz araç o oyunda yer almadığı için "o da bişey mi olm evo daha iyi" diyerek inat eder. hatta bunlar çeşitli yarış ortamlarında da atıp tutmaya çalışırlar bazen. Need for speed underground çıktıktan sonra bunların popülasyonu da katlanarak artmıştır. otomobiller üzerinde çok derin bilgi sahibi olan bir arkadaşınızla yine onun garajında oturmuş type-r için kullanmak istediği yeni süspansiyon sistemi hakkında konuşmaktayken konuya karışıp "honda'ya koni amortisör yakışır" diyecek kadar luzumsuz modellerine de rastlayabilirsiniz.

Mahallenin bakkalı müşterilerine en iyi ağrı kesiciyi tavsiye eder bir de üzerine nakarat döşer. En çok satanıdır o ilaç. O da ticareti bilir ama ilaç ne işe yarar bilmez, neyi çözer bilmez.

Mahallenin imamı çıkar hutbeye ve son ekonomik gelişmeler hakkında değerlendirmelerde bulunur. Haramı helali birbirine karıştırır fetvalar buyurur. Buyurdukça gülünecek hale gelir. Dini bilir ama ekonomiyi bilmez. Dini katlederken dine hizmet ettiğini zanneder.

Ah o bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar. Keske herkes iyi bildiği işi yapsa...
Yazının bir kısmı itüsözlük'ten uyarlanmıştır.

3 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Global Ekonomi degerlendirmeleri, Turkiye ekonomisi konulu yazilar ve yorumlarimiz burada yer alacak..... Selçuk Hakan

Duzgun Gorunum

Sayfadaki Turkce karakterleri eger ilk yuklemede goremiyorsaniz sayfayi "refresh" yapiniz. Problem duzelecektir.

Basinda Ekonomist

Ugur Gurses 20 Kasim 2006

Son Yazılar

Krizden Cikis Stratejileri
Aslinda Turkiye Buyuyor!!!
Amerikan Otomotiv Sektörü’nü Kurtarma Planları
Amerika'da Ne Oldu? Ne Olabilir?
Bu Kez Roubini Hakli CIkti!!!
Hep Ayni Hata
Son Donemin Analitik Degerlendirmesi
Askerlik Bitti
Yorumsuz Okuyucu Yorumu
En Degerli Markalar

Linkler

Ana Sayfa
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta



Listed on BlogShares

Enter your Email


Powered by FeedBlitz
Technorati Profile


Google PageRank™ - Post your PR with MyGooglePageRank.com