Ekonomist

17/3/2008 - Bu Kez Roubini Hakli CIkti!!!

12 Mart günü Duke Universitesi tarafından gerçekleştirilen Finansman Yöneticileri anketi Amerika’da resesyon başladı diyor. 1073 yöneticinin yüzde 54’ü resesyon başladı derken yüzde 25 büyük ihtimalle resesyon geliyor diyor. Önümüzdeki üç aylık dönem içinse çok daha kötümserler. Yüzde 75 önümüzdeki üç ayın geçmiş üç aydan daha kötü sonuçlar getireceği kanısındalar. Bir diğer enteresan anket sonucu ise bu resesyonun öncekilerin aksine daha uzun soluklu olacağı ve hatta 2009’un son dönemine kadar bu sıkıntıların devam edeceği.  Reuters anketlerine göre de 2008’de resesyon ihtimali geçen ayki yüzde 45 değerinden yüzde 60’lara kadar yükseldi. Konuştuğumuz pek çok büyük şirket çalışanı bütün planlar resesyona göre yapıldı diyor daha yolun başındayız diye eklemeyi de ihmal etmeden. Bu yazımızda buraya nasıl gelindi. Bundan sonra neler beklemeliyiz sorularının cevabını aramaya çalışalım.

‘Subprime mortgage’ artık dilimize yerleşmeye başlayan bir terim olmaya başladı.  Yüksek Riskli TutSat kredisi desek acaba daha mı anlaşılır olur bilemiyorum. Bu terim kısaca gayrimenkul kredisi veren kurumların gelirini belgeleyemeyen veya düşük kredi skoruna sahip kişi ve ailelere açtıkları gayrimenkul kredileri olarak tanımlanabilir. 1996-2004 yılları arasında bu yüksek riskli krediler toplam kredilerin sadece yüzde 9’undan ibaretti.  Burada verilen kredilerin geri dönüşümü de çok iyi oluyordu. Bunun en tabii sebebi de gayet anlaşılır. 1997 yılından 2004 yılına gelinceye kadar ev fiyatlarında yaklaşık yüzde 124’lik bir artış oldu. Evinizin fiyatı iki katına çıkarsa ve sizin o ev dolayısıyla birikiminiz olursa tabii ki ödemelerinizi aksatmazsınız. Buradan cesaret alan şirketler bu yüksek riskli tüketicilerden gelen taleplere daha kolay cevap verir daha kolay kredi verir hale geldiler. Likiditenin de had safhaya çıktığı piyasada bu kredilerin toplamdan aldığı pay yüzde yirmilere kadar çıktı. 2006 yılında bu oran yüzde 21 olarak gerçekleşti mesela. 600 milyar dolarlık bir büyüklüğe karşılık geliyordu bu krediler. Yüksek Riskli ve Düşük Riskli Kredi faizleri arasındaki fark da 2001’de yüzde 2.8 iken 2007’de 1.3’lere kadar geriledi.

Kredi veren kuruluşların bu artışta payı çok büyük. Verilen krediler çok kolaylıkla seküritize edilip risk başkalarına taşınabildiği için krediler daha rahat verilmeye başlandı. Amerika’da ev sahipliği oranı 2004 rakamlarına göre yüzde 69.2 ile tarihi rekor seviyesine ulaştı. Bu oran 1995 yılında yüzde 65 idi. Bunun yanında MBS(mortgage Backed Securities) ve CDO(Collateral Debt Obligation)  gibi kağıtlar yoluyla sağlanan kredilerin riski diğer kağıtlarla biraraya getirilerek çok yüksek kredi dereceleri alabilen kağıtlar haline getirildi ve yatırımcılara satılmaya başlandı. Bu sayede likidite saülanıyor ve yeni kredilerin açılmasına imkan sağlanıyordu. Bu ikincil piyasa çok hızlı ve kontrolsüz gelişmeye başladı. Pek çok büyük banka bu araçlardan yüksek miktarda bilançosunda bulundurur hale geldi. Ev fiyatlarındaki artışın da devam edeceği varsayıldığında bu yatırımlar çok karlı birer araç haline geliyordu.

Ancak gayrimenkul piyasası doyuma ulaşabileceği ve ihtiyaçtan fazla üretim olabileceği hiç hesaba katılmadı. Üreticiler hızla yeni ev üretimine devam ederken piyasada ciddi miktarda satılık ev stoku oluşmaya başlayınca ev fiyatları önce durakladı ve ardından da hafif hafif gerilemeye başladı. S&P/Case-Shiller endeksi verilerine göre 2006 yılındaki tepe noktasının ardından ev fiyatları 2007 son çeyrek itibariyle yüzde 10 değer kaybetti. Bu değer kaybının önemli bir kısmının büyük şehir ve tatil yörelerinde gerçekleştiği düşünülürse nasıl bir durumla karşı karşıya kalındığı daha rahat anlaşılabilir.

Verilen yüksek kredilerin pek çoğu peşinat olmaksızın ve değişken faiz uygulamasıyla veriliyordu. İlk birkaç yıl sadece faizi ödeyerek devam eden tüketici, ev fiyatlarının artacağı ve faizler arttığı halde evin priminin onu kompanse edeceği veya daha iyi bir gelir beklentisinde oluğu için bu artışları karşılayabileceğini düşünürken piyasadaki bu beklenmedik gelişme birden şok etkisi yaptı. Bankalara olan borçlarının evin değerinin çok üzerinde bir rakama geldiğini gördüler. Diğer bir kısmı da ödeyebileceklerinden daha yüksek değerli evler alarak önemli riskler taşıyorlardı. Durgunlaşan piyasada kredinin de faizinin artma dönemi gelince bir anda aylık ödemelerinde ciddi bir artış oldu ve pekçok ev sahibi evini bankaya bırakarak ödemelerini yapmaz oldu. Bunun ekonomik adı ‘Foreclosures’. Kısaca evi bankaya bırakıp kredi geçmişini mahvetmek bahasına evden vazgeçtiler. 2007 yılında yaklaşık 1.3 milyon foreclosures meydana geldi.  Geçen yıla göre yüzde 79’luk bir artışa işaret ediyor bu rakam. Sadece son çeyrekte gerçekleşen forecosures sayısı işe 527 bini aştı.

Dananın kuyruğunun koptuğu noktada burası oldu. Piyasada biriken satılmayı bekleyen ev sayısı artıyor. Ocak ayı tahminleri satılmayı bekleyen ev sayısının 4 milyonu geçtiğini söylüyordu. Yine Ocak ayı itibariyle yaklaşık 10 aylık toplam satış rakamı kadar yeni ev satılmayı bekliyordu ki bu da yeni proje üretimine önemli bir darbe vurdu. Pek çok ev üreticisi firma ciddi zararlar yazdılar. Projeleri değer kaybetti. Başlanılmayan projeleri durdurdular. Fiyatların durgunluğu alıcıları da yavaşlattı. Borsalarda bu sarsıntı ciddi olark hissedildi.

Foreclosureların artması bankaları da çok zor durumda bıraktı. Sadece ellerindeki yüksek riskli kredilerin dönmeme ihtimali olsa bir nebze risk hesaplanacak ve zarar yazılıp geçilecek. Ama yukarıda bahsettiğimiz şekliyle bu krediler başka kredilerle birleştirilip paket haline getirildiğinden ellerindeki bu MBS ve CDO ile sekürtüze edilmiş kağıtlar fiyatlanamaz hale gelince işte risk o zaman ciddi rakamlara ulaşmaya başladı. Piyasada fiyatlanamayan kağıtlar yatırımcıları da korkutmaya başladı ve kağıtlar ne pahasına olursa olsun satılmaya başlandı. Bu satışlar bankaları da çok zor durumda bıraktı. Değerleyemedikleri kağıtlar ellerinde patlamaya başladı. Bu kağıtların içinde yer alan yüksek riskli mortgage kredileri geri dönmemeye başlayınca anlaşmalar gereği finansmanı sağlayan kurumların buraya yeni varlıklar eklemesi ve nakit üretmesi ihtiyacı doğdu ve artık krizin önüne geçilemez hale geldi ve bir kısır döngü meydana geldi.  Likidite krizi baş göstermeye başladı.

Süreç içinde Amerikan Merkez Bankası (FED) ve Başkan Bush ciddi tedbirleri devreye koydular. FED faizleri çok hızlı bir şekilde aşağı çekmeye başladı ve 5.25’lerden yüzde 3’lere kadar bir indirim çok kısa bir sürede gerçekleştirildi. Bu piyasada bir nebze olsun rahatlama getireceği bekleniyordu. Ancak para politikası önceki dönemlerin aksine yeterince iyi işlemiyor ve geçişkenlik sağlanamıyordu. Bu kadar hızlı bir genişleyici politikaya rağmen uzun vadeli faizlerde beklenen iyileşme gerçekleşmedi. BU kadar yeni likiditeye rağmen piyasalar bie nebze rahatlasa ve bir süre nefes alsa da arka arkaya gelen kötü haberlerin de etkisiyle istenen sonuç alınamıyor. Üç kez faizleri azaltmak yoluyla. Bunun yanında piyasaya likidite vererek veya bankaların ellerindek bu riskli kağıtlar karşılığı borç vererek FED hala pyasası rahatlatma gayretinde. Daha iki gün önce DOW’un bir günde yüzde 3.5 gibi önemli oranda değer kazanmasını sağlayan açıklamasında Bernanke piyasaya 200 milyar dolarlık likidite sağlayacağını ve bunu bu riskli kağıtları teminat alarak yapabileceğini söyledi. Daha önce borç verme kriterleri çok sıkı olan FED bu kriterleri iyice gevşetmiş durumda.  Ancak para politikasının bankaların likidite sıkıntılarından kaynaklanan sebeplerle yeterince etkili olmaması FED’i kara kara düşündürüyor. Bu etki azlığında Amerikan dolarının hızlı değer kaybının da etkisi olduğunu gözden kaçırmamamız gerekiyor.

Bush 2001 durgunluğu ardından uyguladığı vergi azaltımı yoluyla piyasaya nakit sağlayarak harcamaları artırıp likiditeyi sağlama ve resesyonu önleme taktiğini tekrar kullandı. Hem de 150 milyar dolarlık bir paketle. Çok ciddi bir etkisi olacağı beklentisiyle. Ancak sorunun kaynağına inildiğinde ve ev fiyatlarında en ufak bir rahatlama sinyali görünmemesinden yola çıkarak bu paketlerin ihtiyacın çok azına cevap verebileceğini de görmezden gelmemek gerek.

Ev fiyatları düşüyor. Çok tüketmeye alışmış ve ciddi borç yükü olan Amerikan hane halkı bir anda tüketimi azaltmaya başlayarak ekonominin de resesyona sürüklenmesine zemin hazırlamaya başladı. Home Equity denilen evinde borcundan kalan değeri için alınan daha yüksek faizli kredilerde de ciddi bir azalma harcamalara darbe vurdu.  Bunun yanında evini bırakıp giden ev sahipleri ise ayrı bir daraltıcı etki yapıyordu. BU dönemde pek çok yüksek riskli kredi veren kurum iflas etti. En büyüklerden New Century Financial, American Home Mortgage, Ameriquest gibi  kurumlar bunların başında geliyor.

Diğer taraftan bankalar ise bu konuda en büyük darbeyi yiyen kurumlar oldu. Sadece CitiBank 2007 yılında 32 milyar dolarlık zarar yazdı bu kredi krizinden dolayı elindeki CDO ve MBS’lerin değer kaybından kaynaklanan. 2008 ilk çeyreği için de 9 milyar dolarlık bir zarar yazacağı beklentisi var. 50 dolarlık değerlerden 20 dolara kadar düştü hisse değerleri. Bu Türkiye’de anlaşılabilir bir konsolidasyon olarak algılanabilir ancak dünyanın en büyük finans kurumu için ciddi bir kriz  demek. Zaten CEO’ların işten kovulduğunu hepimiz haberlerde okuduk. Merrill Lynch, HSBC, UBS, Morgan Stanley hepsi aynı şekilde ciddi rakamlar da zararlar yazdılar. Bu rakamın toplamda 400 milyar dolara kadar varacağı tahmin ediliyor ki bu rakama ulaşılması 2008 yılının 2007’den daha kötü olacağı anlamını taşıyor.  Bear Stearns iflasin esiginde iken kurtarildi.

Bunun yanında bu değer kaybının etkilediği sektörlere bir anda sigortacılık da eklendi. Evlerin zorunlu sigortalarının olması ve ev sahiplerinin evi terk edip foreclosure’a gitmektense gönüllü olarak evi yakıp veya zarar verip sigorta şirketinden alınacak tazminatlarla sorunu çözme yoluna gitme ihtimali de bu şirketleri etkiledi. FBI raporlarına göre bu yakma oranları 2006’da yüzde dört artmış durumda. Yeni raporlar henüz gelmediği için spekülasyon yapmak istmem ancak  Google News sitesine gidip herhangi bir zamanda ‘Arson’ yazarak bu konudaki haberleri incelemek sie bir fikir verebilir.

Başta en büyük endişe bu subprime piyasasındaki krizin diğer sektörlere yansımayacağı ve ev piyasasında ciddi bir kırılmaya yol açmayacağı fikriyle piyasalar iyimserdi. Hatta 2007 yazında DOW endeksinin 14000’in üstüne çıktığını gördük. Ancak bu sıkıntıların finansal piyasadaki yansımaları ve piyasanın seküritasyon dolayısıyla fiyatlayamamaktan kaynaklanan ve likidite krizine götüren sebeplerle birleşince ev fiyatlarının aşağı doğru gitme eğilimi önemli bir boyut kazandı. Bu da kısır döngüyü beraberinde getirdi. Ev fiyatları azaldıkça yara daha derine doğru inmeye başladı. BU da DOW’u 12000’lere taşıdı. Bu uzun vadeli destekte tutunup tutunmayacağı ciddi bir önem arz etmeye başladı. 2008 yılı da kaybedildi gibi duruyor. 2008 seçimlerinin de bir anlamda Cumhuriyetçiler tarafından kaybediliyor demek bu. Sonrasında Demokrat politikalarla bir nebze olsun rahatlama sağlanır diye bekliyoruz. Yaz sonuna kadar ki dönem çok ciddi önem arzediyor. BU dönem hem Amerika’da seçim sonuçlarını önemli oranda etkileyecek hem de krizin ne kadar derin soluklu olduğunu gösterecek. BU yazımızda hiç değinmediğimiz doların ciddi değer kaybı ve buna rağmen bütçe değerlerinde ciddi bir iyileşme görülmemesi ve yine buna bağlı olarak emtia fiyatlarındaki rekor artışlar ve dünya genelindeki belirsizliklerin nasıl süreceği önümüzdeki döneme yön verecek etkenler olacak.

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

27/9/2007 - Hep Ayni Hata

Kategori: Guncel Haber

Mahallenin ablası çok satan bir roman okuduktan sonra konu hakkında inanamayacağınız şekilde ahkam keser. Da Vinci Code adlı kitabı okuyan biri çıkar size kutsal kase, templar hakkında konferans verir, Bir başkası kalkar "altın oranı biliyo musun sen?" diyerek sanki üzerinde ihtisas yapmış gibi nutuk atar.

Mahallenin delikanlısı bir fps oynar, tüm silahlar hakkında atıp tutmaya başlar. m4 şöyle silah, magnum böyle silah der ardından "şimdi bi sniperım olacaktı kii" diye ekler. Bir yarış oyunu oynar, "baba evo çok iyi kaçıyo yaaa" der, siz farklı bir araçtan örnek verdiğiniz zaman, örnek verdiğiniz araç o oyunda yer almadığı için "o da bişey mi olm evo daha iyi" diyerek inat eder. hatta bunlar çeşitli yarış ortamlarında da atıp tutmaya çalışırlar bazen. Need for speed underground çıktıktan sonra bunların popülasyonu da katlanarak artmıştır. otomobiller üzerinde çok derin bilgi sahibi olan bir arkadaşınızla yine onun garajında oturmuş type-r için kullanmak istediği yeni süspansiyon sistemi hakkında konuşmaktayken konuya karışıp "honda'ya koni amortisör yakışır" diyecek kadar luzumsuz modellerine de rastlayabilirsiniz.

Mahallenin bakkalı müşterilerine en iyi ağrı kesiciyi tavsiye eder bir de üzerine nakarat döşer. En çok satanıdır o ilaç. O da ticareti bilir ama ilaç ne işe yarar bilmez, neyi çözer bilmez.

Mahallenin imamı çıkar hutbeye ve son ekonomik gelişmeler hakkında değerlendirmelerde bulunur. Haramı helali birbirine karıştırır fetvalar buyurur. Buyurdukça gülünecek hale gelir. Dini bilir ama ekonomiyi bilmez. Dini katlederken dine hizmet ettiğini zanneder.

Ah o bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar. Keske herkes iyi bildiği işi yapsa...
Yazının bir kısmı itüsözlük'ten uyarlanmıştır.

3 YorumYorum yaz!Bağlantı

17/8/2007 - Son Donemin Analitik Degerlendirmesi

Kategori: Global Ekonomi

Eger caniniz sikiliyorsa ne yapacaginizi bilemiyorsaniz buyrun okuyunuz, eksik anladigimiz birsey varsa duzeltiniz.

 

Amerikan gayrimenkul sektörü olacağını ve bu sektördeki gelişmelerin çok yakından takip edilmesinin gerekliliğini vurgulamıştık. Nitekim beklenen kırılma oldu. Hem de beklenenden çok daha önce oldu. Şu an kırılmanın henüz tepe noktasına gelmediği kanaatini taşıyoruz. Ancak burada bir noktayı belirtmekte fayda var. Bizim ekonomi köşe yazarlarına çok fazla itimat etmeyiniz. Amerika’da gayrimenkul sektörü filan çökmemektedir. Sapasağlam yerinde durmaktadır. Sorun ortada dolaşan likit paranın yaptığı yatırımların getirilerindeki spekülasyonlar dolayısıyla likiditenin ciddi şekilde azalmasından kaynaklanmaktadır. Bilmece gibi yazdığımızın farkındayım. Bunu biraz açalım. Piyasalarda neler olduğunu tarihi gelişimi içinde anlamaya çalışalım.

 

Adım 1: Yüksek Risk Grubuna Kredi Vermekte Oldukça Rahat Davranıldı

1996–2004 yılları arasında verilen gayrimenkul kredilerinin sadece %9’u yüksek riskli gruplara veriliyordu. Yüksek riskli grup genelde gelirini belgeleyemeyen veya düşük kredi skoruna sahip kişi ve ailelerden oluşuyordu. Ancak gayrimenkul fiyatlarında yaşanan yükseliş durumu kredi ödemelerini yapacak kadar elverişli olmamasına rağmen değer kazanımından gelen artış sayesinde bu kişilere ciddi kazançlar sağlıyor ve kredi ödenemezse bile ev satılarak ciddi kazançlar elde ediliyordu. Bu da durumu tam elverişli olmasa bile ev almak için insanların sıraya girmesini sağladı. Bu insanlar düşük kredi skoru dolayısıyla yüksek faize de evet demek durumunda kaldılar. Ayarlanabilir faizli krediler alıyorlar ve ileride gelir daha çok olacak umuduyla ilk birkaç yıllık ödemeyi düşük tutuyorlardı. Bu da borç veren bankaları ve şirketleri oldukça memnun etti. Bu süreç beraberinde pastanın büyümesini sağladı. Market ayrıca çok da karlı idi. Bu büyüme 2004 yılından sonra özellikle ivme kazandı. 2004–2006 yılları arasında toplam gayrimenkul kredilerinin yüzde 21’i yüksek riskli gruplara verildi. Toplam yüksek riskli kredi tutarı 2006 yılında 600 milyar doları buluyordu ki bu toplam marketin beşte bir büyüklüğüne denk geliyordu.

 

Adım 2: Freddie Mac ve FannieMae gayrimenkul kredilerini seküritize eden kurumlar

Freddie Mac ve Fannie Mae, gayrimenkul kredilerini bir havuzda toplayarak bunları tekrar satan yarı özel kuruluşlardır. Çok sıkı kurallara sahiptirler. Amaçları piyasada likiditeyi sağlayarak daha çok kişiye kredi imkânı sağlanmasıdır. Bankaların ürettiği gayrimenkul kredileri bu kurumlar satın alır ve bir havuzda toplayarak daha sonra garantili gelir elde etmek isteyen emeklilik fonları vb. gibi yatırımcılara tekrar satarak piyasanın ve bankaların yeni kredi açmalarına imkân sağlar. Bu kuruluşlar kuralları gereği belli bir kredi skorunu tutturamayan kişilerin ve 417000 doların üzerinde satılan evlerin kredilerini satın almaz. Böyle olunca bankalar likiditeyi sağlama ve bu kredileri değişik kâğıtlar haline getirmek için yeni yollar buldular. Bu kredileri bir araya getirip türev finansal araçlar üretmeye başladılar ve bu finansal araçları satarak gelir elde etmeye koyuldular. Finansörlerde bu şekilde güzel para kazanıyordu. Pek çok hedge fund da bu işten güzel paralar kazandılar. Evler değer kazandıkça krediyi alanlar da kazanıyordu. Kısacası kazan kazan döngüsü oluştu.

 

 

Adım 3: Finansal Türevler piyasada kapışıldı

Bu kısım aslında çok teknik bir konu ancak ben mümkün olduğunca sadeleştirmeye çalışacağım. Sabrınız varsa devam edin. Zaten bu aşamaya kadar geldiğinize göre gerçekten piyasada neler olup bittiğini merak ediyorsunuz demektir.  Yukarıda bahsi geçen iki kurum yüksek riskli kredileri satın almıyordu. Böyle olunca yüksek riskin yanında yüksek getiriye de sahip bu krediler bir havuzda toplanarak RMBS (Residential Backed Mortgage Securities) kağıtları oluşturuldu. Ancak bu kağıtlar çok riskli kağıtlar olduğundan büyük fonlar pek yanlarına yaklaşamıyordu. Öyleyse bu kağıtları da risk gruplarına ayırarak ve daha güvenli farklı çeşitlerdeki borç kağıtları ile birleştirerek yeni enstrümanlar elde etmek gerekti. Bu enstrümanlar finans dilinde bilinen tabiriyle CDO’lar (Collateralized Debt Obligations) dan başkası değildi. En basit tabiriyle riskli risksiz farklı cinsten borçları bir araya getir. Sonra bunları aynı riski içerecek şekilde parçalara böl ve bol paralı yatırımcılara sat. Başta yüksek olan riski de bu sayede bir kişi yerine pek çok kişiye bölerek azalt.  Mantık bu şekilde işledi. Piyasa bu konuda o kadar ileri gitti ki CDO’ları da birleştirip tekrar bölerek yeni CDO’lar üretiyorlardı. Artık buna finans dilinde inovasyon deniyor. Ancak siz nasıl bir tabir uygun görürseniz onu söyleyin. Bu sayede piyasada inanılmaz bir likidite oluşuyordu. Tatlı karlar elde edildikçe piyasadaki likidite de büyüyordu.

Burada basit sihirbazlıklar da yapıldı. Kredi derecelendirme kuruluşlarının derecelendirme tekniklerini bilen kurumlar bu CDO’ları burada çok iyi finansal not alabilecek fonlar haline getirdiler. Bu sayede garantili yatırım yapan fonlar bu kredi notlarına güvenerek aslında çok da risksiz olmadıkları halde bu kağıtlara yatırım yaptı. Ne de olsa Amerikan hazine bonolarından çok daha fazla kar getiriyorlardı.   

 

Adım 4: Kaldıraç (leverage) Hesaplar İşin Tuzu Biberi Oldu

Hala sıkılmadınız merakınız daha da arttı. O zaman size bir finans mekanizması daha anlatalım. Bir milyon dolarınız var. Gittiniz yatırım yapacaksınız. Bankanız size dedi ki senin 1 milyon doların var ancak al sana 2 milyon da borç 3 milyon dolarlık fon al. Kısaca hesabındaki bir milyon nakitle üç milyon dolarlık risk aldın. Bu parayı değerlendiren fon senin paranı aldı ve aynen yukarıdaki mekanizmayı kullanarak parayı 9 milyon yaptı ve bunu bir hedge fund (risk fonu)’a yatırdı. Hedge fund aynı yolu kullanarak parayı 27 milyon yaptı derken para büyüdü de büyüdü. Bir milyonluk nakit yüzlerce milyon dolarlık bir işlem oldu. Sonuçta en sondaki finansal yatırım aracındaki yüzde birlik bir azalış senin başta yatırdığın bütün nakdi sıfıra indirecek bir mekanizma haline geldi. Kazanç imkânı katlanırken kayıp imkânı da katlanmış oldu.

 

Adım 5: Carry Trade ayrı bir likidite sağlama yolu olarak kullanıldı.

Japonya uzun bir durgunluğun ardından sıfır düzeyinde faizlerle muazzam fazlalar sağladı. Bu fazla para da tabii olarak yüzde sıfır faiz kazandığı yerden daha yüksek faizli ülkelere kaçacaktı. Bu fazlaları çok cüzi faiz miktarıyla alan fonlara kaldıraç hesapların da yardımıyla bu paraları gelişmekte olan piyasalarda değerlendirmeye başladılar. Enflasyonla boğuşan Türkiye gibi ülkeler reel faizleri dünya ülkelerine nazaran daha yüksekte tutarak bu likiditeden faydalanmaya başladılar. Bu sayede milyarlarca dolar ülkeden ülkeye geçerken kur riskini de göze almış oldular. Tabii her şey güllük gülistanlık herkes güzel para kazanırken hiçbir problem yok. Ancak bu likit sermaye akımlarının bir gün yön değiştirmesi gerektiği de kaçınılmaz bir son. Bu açıdan en kısa sürede bu finansal piyasalara konuşlanan likiditeyi uzun vadeli yatırımlara dönüştürmenin yollarının bulunması gerekiyordu.

 

Adım 6: BEKLENEN GUN GELDİ Mİ?

Bütün bu süreçte sermaye hareketleri inanılmaz bir hız kazandı. Bu risk fonları ve diğer enstrümanlar sayesinde para karın bol olduğu yönlere doğru çok hızlı hareket etmeye başladı. Gelişmekte olan piyasalar bundan oldukça olumlu etkilendi. Cari fazla veren ülkeler bu gelirleri akıllı değerlendirerek yatırıma dönüştürdüler. Piyasada dolaşan paranın oldukça fazla olması sayesinde tüketiciler oldukça ucuza buldukları kredilerle geleceklerini bir anlamda ipotek altına aldılar. Ancak bu saadet zinciri devam ettiği sürece hiçbir problem olmayacağı öngörülüyordu. Güzel paralar kazanıldı. Ancak ciddi risklerin alındığı da gözden kaçmıyordu. Bulanık sularda balık avlanmaya başlandı. Özellikle hedge (risk) fon’ları oldukça hesapsız ve büyük riskler aldılar. İsmi tamamen tersine riski dağıtmak anlamına gelse de hedge fon’lar riski temsil eder hale geldiler.  Bir kısmı emtialara bir kısmı petrole diğer kısmı farklı para birimlerine oldukça büyük yatırımlar yaptılar. Geçen yıl birkaç hedge fon’un batmasının ardından ilk sinyaller alınmıştı. Ancak yine de bu kısa süreli bir belirsizlik ve gereksiz risk alımı olarak öngörüldükten sonra tekrar eski yola devam edildi. BU fonlara ancak büyük yatırımcılar para koyabiliyorlardı ve koyulan fon da minimum milyon doların üstünde olmalıydı. Ancak geçen yıl ki ilk sinyalden sonra yatırımcıların iştahında önemli bir azalma oldu. Ancak bu sinyal küçük bir sinyaldi ve çabuk unutuldu.

 

Adım 7. Amerika’da Gayrimenkul Fiyatları Duraklıyor.

Amerika çok büyük bir market ve tüketici kredilerinin önemli bir bölümü de gayrimenkul kredilerine doğru kayıyordu. Dolayısıyla piyasada oluşturulan finansal enstrümanların büyük bir kısmı da yine bu markette alınıp satılan evlere dayandırılıyordu. Ancak son bir yıldır. Bu markette enteresan gelişmeler oluyor. Öncelikle belirli bölgelerde gayrimenkul fiyatlarında ciddi duraklamalar var. Ancak bu duraklamaya balon söndü, fiyatlar göçtü demek için çok erken. Birincisi bu gelişmeler bölgesel bazda gelişmeler ve California, Florida, New York marketleri gibi genelde fiyatların çok şiştiği bölgeler. Ev fiyatları burada yukarıda bahsedilen Freddie Mac ve Fannie Mae kredi limitinin  çok üstünde. Dolayısıyla nispeten zenginlere satılan yerler ve jumbo krediler olarak anılan krediler. Ancak bunun dışında bölgesel sektörlerde de fiyatlar çok düşmemesine rağmen piyasada satılığa çıkan ev sayıları rekor üstüne rekor kırıyor. Ortalama 5 ayda satılan evler bir yıldan fazla markette kalabiliyor. Yandaki grafik bu gerçeği gösteriyor. Yeni ev arzı rekor şekilde düşüyor. Yapılmaya başlayan yeni evler de azaldıkça azalıyor. Kısaca insanlar evleri satmak istiyor alan yok. Yeni ev üreten şirketler zarar üstüne zarar ediyorlar. Markette satılan ev sayısı da artınca yeni gayrimenkul üreten şirketler yeni projelere başlamıyorlar. Başladıklarını bitirip satmakta zorlanıyorlar. Ancak henüz bu sıkıntılar fiyatlara tam anlamıyla yansımıyor. Yansıyan piyasalarda da çok kısıtlı bir etki gözleniyor. Ancak bir kısım gözlemciler bu etkinin fiyatlara yansımasının 2008 de daha fazla hissedileceği kanısındalar.

 

Adım 8: Yüksek Riskli Gayrimenkul Kredileri Geri Ödenmiyor ve Foreclosures Artıyor

Yukarıda bahsettiğimiz şekliyle düşük ödemeyle başlayan riskli kredi kullanıcıları ev fiyatlarındaki duraklama ve belli sektörlerdeki azalmayı görünce kredilerini geri ödememeye başladılar. Neden ödesin ki? Evini sattığında bile kredi borcunu kapatamıyor ve üzerine de para vermesi gerekiyor. Dolayısıyla önce krediler ödenmiyor sonra da evler bankalara bırakılıp çıkılıyor. Bu tür evlere foreclosures deniyor. Ve son iki yıldır foreclosures evlerin sayısında ciddi artış var. Bankalar bunları likit hale getirmek zorunda. Bu da ev fiyatlarındaki düşüşe zemin hazırlıyor. Ev fiyatları düştükçe foreclosures’lar artıyor. Önemli bir kısır döngü oluşuyor. Ancak bu etkiler henüz bütün mortgage piyasasını sarmış değil. Sadece yüksek riskli kredi pazarında oluşan etkiler bunlar. En çok korkulan da bunun yüksek kredi skoruna sahip ve riskli olmayan ailelerin aldıkları evlere de sıçraması. Ancak henüz böyle bir etki yok. İlk etapta göze çarpan kredi faizlerinin düşen piyasaya rağmen artması oluyor. Sakin liman arayan para da hazine bonolarına kayınca orada da faizler düşer hale geldi.

 

Adım 9: Batan Krediler Küçük Ama Kaldıraçla Finansal Enstrümanlara Etki Çok Büyük

Dikkatli takip etmişseniz bu başlıkta ne demek istediğimiz de hemen anlaşılmıştır. Kredileri ödeyemeyen grup küçük ancak bu krediler RMBS’ler CDO’lar aracılığıyla toplandı ve başka kredilerle birleştirildiği için bu zararın kimlere gittiği ve kimleri etkileyeceği meçhul bir hal aldı. Zira kredi dereceleriyle de trikler kullanılarak oynanmış ve olduğundan yüksek notlar almıştı bu finansal enstrümanlar. Bu durumda siz bir yatırımcı olsanız ne yaparsınız? Tabii ki bu fonlardan paranızı çekersiniz. Yatırımcılar da bunu yapmaya başlayınca bir anda ortalık karıştı. Likidite artık ciddi bir problem halini aldı. Bir de kaldıraç kullanıldığını hesaba kattığınızda %3-5 lik düşüşler bile sizin milyon dolarlarınızın buharlaşması anlamına geliyor. İşte tam da bu yüzden önce riskli gruplara kredi veren şirketler birer birer batmaya başladı. Piyasadan en büyük payı alan banka ve şirketler bu fonların battığını açıkladılar. Dananın kuyruğu da burada koptu. Para bu finansal enstrümanlardan daha garantili limanlara, hazine bonolarına kaydı. Bu şirketler de artık fonları çevirecek likiditeyi de bulamaz oldular. Riskini paylaştıranlar diğer alanlar sayesinde buradaki zararını kapatmaya çalışıyor. Ancak pek çoğu ellerindeki finansal enstrümanları (CDO, RMBS) fiyatlandıramıyor bile. tabii olarak olan yatırımcıya oluyor. Paranı alamıyorsun. Fonlar fiyatlandırılamadığı için yeni krediler alınamıyor. Piyasada henüz gayrimenkul fiyatlarında bir düzelme görülmediğinden yeni yatırımcı çekmek de imkan dahilinde değil. Tam bir bataklık.

 

Adım 10: Carry Trade Yoluyla Finansman Sağlayan Fonlar da Riski Görüp Geri Kaçıyor

Bu risk ve sıkıntıyı gören risk fonları da Japonya gibi ucuz kredi veren ülkelerden topladıkları paraları gelişmekte olan ülkelerde ve yüksek getirili bu enstrümanlara yatırmışlardı. Ancak riski görünce bu kredilerin geri dönüşüm zamanı geldiğini düşünerek paraları geri göndermeye başlıyorlar. Bu da Japon Yen’inin önemli oranda değer kazanmasını sağlıyor. Asya borsalarını vuruyor. Zira malları artık daha pahalı alıcılar için. Gelişmekte olan piyasalar ciddi oranda etkileniyor. Yüksek getirinin yanında riski gören likit fonlar kaçıyorlar. Kısaca önemli bir kelebek etkisi oluşuyor.

 

Adım 11: Merkez Bankaları Likidite Sorununa El Atıyor

Bahsi geçen sıkıntılar gün yüzüne çıktıkça borsalardan da para çekilmeye başlıyor. Fonlardan para çekiliyor. Paralar buharlaşıp kaldıraç hesaplar piyasadaki parayı emdikçe emiyor. Bankalar arası faizlerde ciddi bir yükseliş görülmeye başlıyor. Tam bu sırada Merkez bankaları duruma el koyuyorlar. Öncelikle Avrupa Merkez Bankası piyasaya likidite vermeye başlıyor. 9 Ağustosta 130 milyar dolar, 10 Ağustosta 90 milyar dolar piyasaya sürdüler. Bu miktarlar 11 Eylül’den sonra piyasaya sürülen likiditeden daha fazla oldu. Ardından Uzak Doğu Merkez Bankaları ve son olarak da Amerikan Merkez Bankası (FED), piyasaya likidite sağlayarak gecelik bankalar arası faiz oranlarını aşağıya çekmeye çalışıyor. Perşembe günü tek kalemde 17 milyar dolar sürüyor. Bu 11 Eylül’ün hemen arkasından enjekte edilen paradan çok daha fazla. Cuma günü bunun da yeterli olmadığı görülünce bankalara verilen Merkez Bankası Kredi oranlarını 6.25’ten 5.75’e çekerek en önemli sinyali veriyor. Ancak burada da bu etki sonlanacak gibi durmuyor. Yakın bir zaman da 5.25’te bulunan gösterge faizlerini de aşağıya çekmenin gerekliliği ortaya çıkacak.

Adım 12: Tüketim de Bundan Çok Olumsuz Etkilendi ve Etkileniyor.

Artık tüketici kredileri çok zor bulunuyor. Evlerin değerlenmesinden gelen artışları da kredi olarak değerlendiren tüketiciler bu duraklamayla birlikte harcamalarını önemli oranda azalttılar. Bu sayede ekonomik büyümede de önemli bir azalma olacak gibi duruyor. Kısaca henüz bu kısır döngü atlatılmış değil. Sonuç olarak bu olanlara gayrimenkul balonu patlıyor demek yanlış bir tanım. Çünkü sorun yeni finansal enstrümanlardaki hesapsız artış ve bunun oluşturduğu hayali bir bolluktan daralmaya geçilmesidir. Carry trade olayın tuzu biberi olmuştur. Gayrimenkul fiyatlarındaki azalma henüz başta olduğundan bu piyasadaki yüzde 10 15lik bir azalma bu sıkıntının az riskli kredi piyasasına da sıçramasına yol açabilecek ve asıl dananın kuyruğu o zaman kopacaktır. Ancak ben etkinin bu kadar derin olacağı kanısında değilim. FED faiz indirimlerine çok daha hızlı başlayarak bu sorunu bertaraf edecektir. 

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

16/8/2007 - Askerlik Bitti

Kategori: Guncel Haber

Degerli Okurlar uzun suredir blogu ihmal ettigimin farkindayim.

Yeni bir is  yeni bir cevre evde ses cikarmaya baslayan bir delikanli derken hersey ustuste geldi. Bir de yazin askerlik yaptik. Ama hepsine alisiyor insan. Hem de cok cabuk. Yeni yerimizde yeni yazilarimizla bu donemde de birlikte olmaya calisacagim sizlerle. Ben yazmayi seviyorum. Interaktif bir ortam olusturabilirsek. Sizlerin katkilariyla da blogumuzu daha iyiye ve guzele tasiyabiliriz.

Saygilarimla

Selcuk Hakan

 

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

2/5/2007 - Yorumsuz Okuyucu Yorumu

Bugün yaşanan mesele aslı itibariyle rejimden yana yaşanan kaygılar kaynaklı değildir. Rejimden yana taşındığı söylenen kaygılar, aslında sadece işin esasına  giydirilmiş bir kostümden ibarettir. Mesele, Anadolu insanının "ben de  varım" demesi karşısında, uzun yıllardır güçlü olmanın kibir ve sarhoşuğuyla  yerinde saymış ve fosilleşmiş hegemonya sahiplerinin perde arkası iktidarlarını kaybetmeleri karşısındaki kin ve haset dolu son çırpınışlarından ibarettir.

 

Abdullah Gül, koyun gibi güdülmesi, kafasını kaldırdıkça sopalanması ve  üstelik her daim sadakatle süt vermesi ezberlere işlenmiş, köyündeki merasındakinden gayri bütün dünya oyunlarından dışsallanmış bir milletin "bu dünya oyunlarında ben de varım" diyen sesinin, en liyakatli ve "Anadolu Beyefendisi" bir temsilcisidir. Onun şahsında mağlub edilmek istenen, artık kitlesel hamasiliklerin körlüklerinden sıyrılarak varlık mücadelesini ilme, gelişmeye ve yenilenmeye dayandırmayı başarmış, bireyin olgunlaşmasına odaklı bir toplumsal dirilişin ta kendisidir.

 

Demokrasi düşmanlarının çabaları beyhudedir, çünkü dedemim Menderes için yapmadığını, (kendilerine oy vermemiş olmama rağmen) Erdoğan ve Gül için yapmaya fazlasıyla hazırım. Zorba dinazorların çabaları beyhudedir, zira merhum ve muhterem dedeciğim ve ağabeyi okuma yazmayı sonradan öğrenmiş birer köylüydüler ama onlarla müftehir ben, en iyi yetişmiş tarafından bir bilgisayar mühendisiyim. Abimse akşama kadar ameliyethaneden çıkamayan neşter cambazı, usta bir cerrah...

 

Aklında ve dilinde bir kaç klişeden başka bir varlığı kalmamış, kalbi habis nefret urlarıyla çürümüş "klişe ruhlar",  bu neslin dedelerine yapageldiklerini artık yapamayacaklar!

M. S.

6 YorumYorum yaz!Bağlantı

23/4/2007 - En Degerli Markalar

Milward Brown Optimor şirketi yılın en değerli markalarını iki yıldır tesbite çalışıyorlar. Bu yılın en değerli markası Google. Değerini geçen yıldan bu yıla yüzde 77 artırarak en değerli marka olmuş. Geçen yıla göre Microsoft düşüşte. Yüzde 11 değer kaybı var.  Bu marka değerlerinin nasıl hesaplandığınıö sektörlere gore dağılımını ve ilk yüzde hangi şirketler olduğunu merak ediyorsanız buradan buyrun. Nasıl sıralandığıyla ilgilenmiyorum. Sadece ilk yüzü göreyim diyenler buradan. Bana bir de geçen yılın sıralamasını göster diyorsanız  sizler de buradan.

Ben sadece ilk sıraları merak ediyorum diyorsanız buyrun:

 

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Global Ekonomi degerlendirmeleri, Turkiye ekonomisi konulu yazilar ve yorumlarimiz burada yer alacak..... Selçuk Hakan

Duzgun Gorunum

Sayfadaki Turkce karakterleri eger ilk yuklemede goremiyorsaniz sayfayi "refresh" yapiniz. Problem duzelecektir.

Basinda Ekonomist

Ugur Gurses 20 Kasim 2006

Son Yazılar

Bu Kez Roubini Hakli CIkti!!!
Hep Ayni Hata
Son Donemin Analitik Degerlendirmesi
Askerlik Bitti
Yorumsuz Okuyucu Yorumu
En Degerli Markalar
IMF Turkiye`yi Sever
Airbus A380’i Uçurdu. Çin de Ucak Uretecek
Amerika Üzerine Çeşitlemeler
Subprime Mortgage

Linkler

Ana Sayfa
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta



Listed on BlogShares

Enter your Email


Powered by FeedBlitz
Technorati Profile


Google PageRank™ - Post your PR with MyGooglePageRank.com